Hayata Kore Bakış Açısı

Herşey nasıl başladı? (zaten bu soru yüzünden geliyor başıma ne geliyorsa, ama bulaştık bir kere yapacak bişey yok) Asya’nın önceleri pek bilinmeyen ve önemsenmeyen küçük bir ülkesi, Dünya’yı yavaş yavaş ele geçirmeye nasıl karar verdi? Bunun için elimizde kesin bir kanıt olmasa da bu konuda büyük abileri Amerika’nın kullandığı yöntemden esinlendikleri tahmin edilebilir. Yani, kitleleri etkileyecek bir popüler kültür dalgası yaratarak; müzik, film ve dizi endüstrisini ihraç ederek. Tabii buna karar vermekle bitmiyor iş, çünkü Asya’daki bazı diğer ülkelerde de benzer sektörler olmasına rağmen, aynı başarıyı elde ettikleri söylenemez. Örneğin Japonya’daki anime/manga kültürü ya da Hindistan’daki bollywood benzeri sektörler düşünülebilir, ancak önemli bir fark şu ki bu sektörler hiçbir zaman dış ülkeleri öncelikli olarak düşünmedi, gerçek hedef iç piyasaydı ve sadece meraklıları olduğu sürece dışarıya yayılma sağlanabiliyordu. Oysa, ‘Korean Wave’in ya da ‘Hallyu’nun esas hedefi, sadece ülke içi değil aynı zamanda dış piyasaydı ve özellikle de diğer Asya ülkeleri. Yine de bu başarılı bir şekilde sonuçlanmayabilirdi, fakat elinizde, büyüyen (ve büyük abi destekli) bir ekonomik güç, ilerlemiş bir teknoloji ve (estetik cerrahi sağolsun) güzel kadın ve erkek yüzleri varsa işler değişebilir. Ancak, hala bu tabloda eksik kalan birşeyler var. Evet, Amerika aynı yöntemi kullanarak başarılı olmuştu, fakat bu yöntemle herkesi gerçek anlamda ele geçirebildiğini sanmıyorum. Çünkü ben o sektörün filmlerini izlediğim zamanlarda (ki bu yıllar öncesinde, kısıtlı sayıda filmle ve dizilere hiç bulaşmadan kalmış olsa bile) açık ve bariz bir şekilde yapaylık hissine kapılıyordum. Bu, Kore yapımlarının gerçekçi olduğu anlamına gelmiyor, hatta tümüyle klişe oldukları bile söylenebilir. Sanırım aradaki farklardan birisi şu; son durumda yapay olduğunu bilmenize rağmen size bir şekilde olabilirlik hissi verecek şekilde sunulması ve ilk durumda yapaylığın açık ve bariz şekilde saklanmadan (ya da saklanmaya çalışılıp da becerilemeden) gözünüzün önünde duruyor olması.

Kore yapımlarının bu şekilde yayılabilir bir popülerliğe sahip olması için değişik nedenler öne sürülebilir. Filmler açısından bakıldığında tümünde olmasa bile çoğunda orijinal senaryolar göze çarpıyor. Dizilerde ise pek orijinallik olmamasına rağmen çoğunluğunun 16 ile 20 arası bölüm sayısına sahip olmaları izlenebilirlik açısından onlar için büyük avantaj sağlıyor. Bu tür yapımların izlenme nedenleri, genellikle gerçek dünyadan uzaklaşıp orada yaşanamayan yoğun duyguların hissedilebilmesi olanağını sunmaları olarak görülebilir. Çünkü Kore yapımlarında her tür duygu çok yoğun bir biçimde ifade bulabiliyor. Bu, komik ya da mutluluk verici duygular için de hüzünlü ve karanlık duygular için de geçerli. Bu tür yoğun hisleri içlerinde duyumsamak da insanların hoşuna gidiyor. Ayrıca uygun sahnelerde uygun şekilde kullanılan zekice seçilmiş müzikler de bu hislerin derinliklerini artırmaya yarıyor. Gördüğünüz senaryonun gerçekleşemeyecek bir durum olduğunu düşünseniz bile, gerçekleşmesi durumunda yaşanabilecek olan duygu durumlarını etkili bir biçimde aktarabiliyor oluşu, bu yapımların izlenebilir olmasında ve tekrar benzer yapımları izleme isteği uyandırmasında en büyük etken bence.

Kore dalgasının yayılmaya başladığıyla ilgili ilk duyumlar 90’ların en sonunda ve 2000’lerin başlarında Çin, Tayvan, Hong Kong ve Vietnam’da Kore yapımlarının dikkate değer başarılar kazanmaya başlamalarıyla ortaya çıktı. Sonraları bu dalga Japonya ve tüm Güneydoğu Asya’ya doğru ilerlemeye devam etti. Hindistan ve Batı Asya’ya ulaşmasıyla da neredeyse tüm Asya’yı ele geçirmiş oldu. Bu, aynı zamanda dalganın bizim sınırlarımıza ulaştığının da habercisiydi. Üç yıl kadar öncesinde trt’nin olaya elini atmasıyla da bu dalganın alıp doğuya götürdüğü kurbanlara yenileri eklenmiş oldu. Bu ay içerisinde çıkan bir habere göre de bir Kore dizisi (Love You a Thousand Times) Bulgaristan televizyonlarından birinde yayınlanmaya başlayacakmış. Yani dalga batıya doğru ilerlemeye devam ediyor.

Benim de bu dalgadan hiç haberim olmayabilirdi. Okula gitmediğim bir gün, kitap veya makale okumak yerine televizyon kanallarını karıştırma gafletinde bulunmasaydım eğer. Dae Jang Geum’da Çin’den gelen bir elçiye yemek sunulduğu bir sahne vardır, işte ona rastladım ve tam geçecektim ki beni izlemeye devam etmeye zorlayacak bir diyalog geçti. Masadaki adamlardan biri, en başta oturan adama şöyle bir şey söyledi; ‘Ming’den gelmenize rağmen bizim dilimizi çok iyi konuşuyorsunuz’. İşte o sihirli kelime birleşimi; farklı diller. Bir dakika, burada bişeyler dönüyor, bu adam Çin’den gelmiş ama bunların dilini konuşabiliyormuş, peki bunlar nece konuşuyor? İzleyelim bakalım neresiymiş burası. Dedim ve geri dönüşü olmayan yola girmiş oldum. Tüm ısrarlara, tacizlere, reklamlara rağmen dizi izlemeyi reddetmiş birisi olarak tabii ki de bu diziyi izlemek gibi bir niyetim yoktu. Fakat, okula gitmediğim günlerde otomatik olarak aynı saatlerde diziyi açar vaziyette buldum kendimi. Yine de hergün izlemiyordum, ama bölüm sonlarını öyle acayip yapmışlar ki sonunda dayanamadım ve geceleri tekrarlarını izlemek üzere kalkmaya başladım (o sıralarda benimle dalga geçen ablam ve annem de sonradan aynı şeyi yapmaya başlayacaklardı, fakat yeryüzünde babamı etkileyebilecek bir dizi ya da film üretildiğini hiç sanmıyorum). Sonra da kaçınılmaz son; o sıralar evdeki internet kotalı olmasına rağmen kaçırdığım tüm eski bölümleri internetten izledim ve o ay yüklüce gelen faturayı cebimden öderken de hiç üzülmedim. Pekala, bunu söylediğim için utanıyorum ama itiraf ediyorum dizinin bazı yerlerinde ağladım, ama bunu sadece yalnızken yaptım. Bunun nasıl olduğunu hala anlamış değilim, tekrar gerçekleşebilir mi? çok zor.

İşler bununla da kalmadı tabii, uydudaki Kore kanallarını keşfetmeye başladım. O sıralarda sadece Arirang kanalı vardı ama İngilizce altyazılı olması nedeniyle izlenebilir bir kanaldı ve Kore ile ilgili ilk bilgilerimi oradan edinmeye başladım. Tabii bir de dil programı vardı; Let’s Speak Korean. Koreceyle ilgili ilk bilgilerimi de o sezon yayınlanan Arirang Hasukcip serileriyle öğrenmiş oldum. İşler çığrından çıkıyor muydu? Hayır, ben böyle hissetmedim, yeni bir dünya keşfetmiştim ve öğrenecek çok şey vardı. Sonrasında da tabii ki popülaritesi çok daha geniş kapsamda yayılmış olan Kore filmleri sektörü beni bekliyordu. Park Chan-Wook’un Mr. Vengeance/Oldboy/Lady Vengeance üçlemesiyle başlayan bu serüven de keşfedilen diğer tüm filmlerle devam etti. İşin garip tarafı bu söylediğim ilk üç filmi önerdiğim arkadaşlarımın da beğenmesiydi. Üniversitenin terkedilmiş laboratuvarlarından birinde laptopu açıp beraber izleyebilmiştik. Ancak filmin kendisi dışındaki geri kalan Kore ile ilgili durumlar onları hiç ilgilendirmiyordu, bu konuda tamamen yalnızdım.

Bütün bunların üstüne gerçek hayatta da karşıma Koreliler çıkmaya başladı. Bu dalgaya kapıldığım senenin yaz ayında bir yaz okuluna katılmak için İtalya’nın Trieste şehrindeki teorik fizik merkezine gittim. İki hafta kaldığım mekândaki oda arkadaşım bir Koreliydi. Gerçi pek fazla diyalog kuramadık kendisiyle. Genel olarak sessiz bir çocuktu, bir de İngilizcesine de pek güvenmeyince iyice sessizleşiyordu. Bir keresinde kapıdan çıkarken ona doğru dönüp ‘anyonghaseyo’ deyip öyle çıkmıştım. Arkadaş bayağı bir şaşırmış olacak ki, ne diyor bu yahu der gibi bakışlarla ağzını bir karış açmış ve ‘yee’ demekle yetinmişti. Pek odadan çıkmaz ve bilgisayarında dövüş sahneli Kore dizileri ve filmleri izlerdi. Bazen de annesiyle konuşurdu. Birkaç kez diyalog başlatmaya çalıştım, Oldboy’dan Geumjaşşi’den bahsettim, bunları duyunca ilgisini çekti, birşeyler söyledi. Önerebileceği diziler, filmler olup olmadığını sordum, düşündü düşündü bir şey söylemedi. Olsun, yine de iyi çocuktu. Ayrılırken, sanki kırk yıllık dostlarmışız gibi vedalaşmamız da ilginçti.

Ertesi sene yine aynı yere bu kez üç haftalık bir yaz okulu için gittim. Bu kez oda arkadaşım değildi ama birlikte gezdiğim arkadaşlarımın iki tanesi Koreli Sucong (수정) ve Hyeyong (혜영) nunalardı (Benden birkaç yaş büyük oldukları için onlara nuna diye hitap ediyorum, ama Sucong bunu dediğimi duysaydı muhtemelen beni döverdi, bi kere söyledim de ordan biliyorum, neyse ki ne o burayı okuyabilir, ne de bir daha görüşebiliriz, o yüzden sorun yok). Bu arada kendileri yedi senedir Amerika’da yaşıyor olduklarından ben onları has Koreliler olarak göremedim yine de. Ben bir şey yapmadım, onlar gelip beni buldu. Kayıt sırasında boyun kartımdaki Türkiye ibaresini görünce dikkatlerini çekmiş. Ders arasında da gelip benimle tanıştılar. Kardeş ülke falan muhabbetlerinden sonra dedim ben de Korece öğreniyorum zaten. Pek inandırıcı bulmadılar heralde ki test etmek için bana bir ‘anyonghaseyo’ dedirttiler. Telaffuzum beğenildi ve hemen soru geldi; niye Korece öğreniyorsun? Hiiiç öylesine, zevk için, severim ben farklı dilleri zaten. Yemediler tabii. Sucong hemen ikinci soruyu yapıştırdı; Kore dizileri izliyor musun? Aha, ne cevap versem ki şimdi acaba. İzliyorum deseeem, rezil olmak var, izlemiyorum deseeem, inanmazlar, gerçekçi değil. Arada rastladığım zaman bazen bakıyorum ama genelde KBS’deki diğer programları izliyorum diyerek geçiştirdim. Ama yalan değil, o sırada KBS World’ü de keşfetmiştim ve ordaki programları da izliyordum. Fakat kabul, dizi izliyorum demeye cesaret edemedim. İlk hafta dersleri bitip haftasonu geldiğinde müthiş(!) Korecemi konuşturup bizimkilere haftasonu ne yapıyorsunuz diye sordum. Venedik’e gidiyoruz dediler (ki trenle Trieste’ye sadece 2 saat uzaklıkta). Öyle mi tüh, ben geçen sene gitmiştim oraya. Tamam daha iyi, sen de bizimle gel, hem bize rehberlik yaparsın. Eee, tabi neden olmasın. Dedim ama içimden başka şeyler söylüyordum; Venedik’te rehberlik? unutun bunu kızlar, orda kaybolmamak gibi bir ihtimaliniz yok, yine de bir kere kaybolmuş birisi olarak bu gibi durumlarda panik yapmamak gerektiğini biliyorum en azından. Trende kendi aralarında Korece konuşurlarken fazla bir şey anlamıyordum ama arada bazı kelimeleri yakalıyordum yine de. Bir ara sordular Korece konuşmamızdan rahatsız oluyor musun diye, yok dedim sorun değil. Boşver, sen de KBS izlediğini varsay dediler, iyi dedim tamam. Sonra yine benim Korecemi test etme durumu ortaya çıktı. Esas Korece rakamları (yani Çin kökenli olanlar değil) söyle bakalım dediler. Saydım 1’den 10’a kadar, sonrası da zaten benzer şekilde devam ediyor. Peki 20, 30 ,40, bunları da biliyor musun? 20’yi biliyorum dedim, ama sonrakileri bilmiyorum. Bilmene de gerek yok zaten dedi Sucong, günlük hayatta pek kullanılmazlar, çok büyük rakamları ben bile bilmem dedi Hyeyong, artık benimle dalga mı geçiyorlardı, yoksa gerçekten böyle miydi bilemiyorum. Neyse, sayelerinde Venedik’te gondola da binmiş olduk, önceki sene gittiğimde fiyatı fazla gelmişti ve binmemiştim. Bir gondol da 80 euro olmaz ki canım, hayır bi numarası da yok. Sonrasında ahtapotlu pilav da yedirmeselerdi daha iyi olacaktı ama ne yapalım. Bir de gördükleri tüm hediyelik eşya dükkânlarına tek tek girip saatler geçirmek var, o konuya hiç değinmiyorum.

Ertesi yıl (yani geçtiğimiz yıl) yine gezmeye gittim demeyi çok isterdim (gerçi Ekim ayında Kore’ye gittiğimden bahsetmiştim ama yaz aylarını kastediyorum) ama bu kez farklı bir yere (gezegene mi desem?) gitmem gerekiyordu. Çünkü Nisan ve Eylül ayları arasında kısa dönem askerdim (ah o can sıkıcı günler, yine de dağın başında tutulan gece nöbetleri sırasında gökyüzündeki yıldızları ve samanyolunu izleyebilmek güzeldi, çünkü büyük şehirlerde samanyolunu görebilmeniz neredeyse imkânsızdır). Fakat, Kore dalgasına yakalanmış birisini bu bile engelleyemez. Geceleri ayakta olduğum için gündüzleri (izin verdikleri kadarıyla) uyumam gerekiyordu. Ancak ben, hergün uykularımdan feragat edip Korece, Japonca ve Çince çalışıyordum (notlarımı yanımda getirmiştim), bu yüzden de adım takaşi olmuştu, öyle bir ortamda bunun ne anlama geldiğini tahmin etmeniz çok zor. Bir de bilindiği gibi geçen yaz Dünya Kupası vardı (evden ayrı ilk Dünya Kupam) ve Güney Kore ile Japonya da katılıyordu, ben bu takımları eskiden de desteklerdim zaten, çünkü ısırma kapasitesi olan minnow (küçük balık anlamında) ya da underdog takımları desteklemeyi severim. Ama Kore dalgasıyla birlikte bu destek daha da fazlalaşarak tutkuya dönüşmüştü. Askerde Dünya Kupası izlemek? Kulağa çok tuhaf gelmiyor aslında, tümüyle erkeklerden oluşan bir grup ve zamanınız olduğu müddetçe televizyon izleme şansınız da var. Ben de öyle düşünmüştüm, ama tamamen yanılmışım. Maç saatlerinde televizyon izleme şansım olmuştu, ama sorun şu ki o saatlerde maçlar değil Türk dizileri ya da müzik kanalları açılıyordu. Orası kesinlikle başka bir gezegendi, artık eminim. Fakat işin ilginç tarafı Güney Kore’nin maçlarının hepsini izleyebilmem olmuştu. Diğerleri değil ama o maçlar izlenmişti. Daha da ilginci o maçlarda askerler Kore’yi desteklemişlerdi. Bırakın Kore’nin k’sını o k’nın bir çizgisi hakkında bilgisi olmadığını bildiğim bu insanlar neden Kore’yi destekliyorlardı? Neden gol atınca sevinip, kaçırınca üzülüyorlardı? Tarihteki ilişkiler ya da 2002 Dünya Kupası’ndaki 3.lük maçı yüzünden mi? Bu kadar yıl sonra hâlâ mı? Cevabı bilmiyorum.

Döndükten sonra gördüm ki geçen yıl içerisinde dalganın yayılışı oldukça hızlanmış ve kaçırdığım pek çok şey olmuş. Bu nedenle, bu kayıp zamanı telafi etmek için biraz geriden gelerek dizi ve filmleri takip ediyorum. Peki, bu nereye kadar devam edecek? Çoğunluk bu dalgaya kapılacak mı, yoksa sınırlı bir grubun ilgi alanında mı kalacak? Bence, yayılma bir miktar daha artabilirse de belirli bir sınırda duracaktır. Eğer böyle olmaz da geniş kitlelere yayılım devam ederse de çekirdek grubun ilgisini kaybedip başka alanlara yöneleceğini tahmin ediyorum.

Not : İtalya fotoğrafları bana ait değil, benim çektiğim fotoğraflar bilgisayarımda yüklü olmadığı için buraya koyamadım maalesef.

Reklamlar
Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Hayata Kore Bakış Açısı için 25 cevap

  1. bunusevdim dedi ki:

    Peki, artık sen perşembe 희망’ısın. Yapacak bir şey yok, kabulleniyorum, hahahha
    Yav ben de Dae Jang Geum ve Chan-wook Park üçlemesiyle başladım. Ben de Dae Jang Geum’un kaçırdığım/100 defa tekrar izlediğim bölümleri yüzünden kotayı bayağı aşmıştım :) Peki itiraf et bakalım nerelerde ağladın? Zaten başkasının yanında ağlanmıyor ki.. Ben Jang Geum Lady Han’ı sırtında taşırken yemek tarifi anlattırmaya çalışıyordu ya, orada ağlamıştım, hahahah. Ah çok özledim, bari onun tekrarını yayınlasalar yahu. Bu trt’yi ne yapmalı bilmiyorum

    • 희망 dedi ki:

      Hayır, perşembeyi beğenmiyorsan başka gün söyle ona göre yazayım :)
      Zaten Lady Han’ı sırtında taşıdığı sahne, sonra ölmesi falan, orası zaten facia. Bir kez gözyaşı döktükten sonra da olur olmaz yerde kendiliğinden dökülmeye başlıyor zaten. O yüzden hepsini hatırlamıyorum bile :) Bir de Lady Jung ölüp külleri savrulduktan sonra Yeon Saeng’in onun arkasından ağlaması vardı, üffff çok kötü odum. Jang Geum hemşire olduktan sonra bir karantina bölgesinde mahsur kalıyordu, insanlara inancımı kaybettim diye oturup düşünüyordu, resmen depresyona sokmuştu beni be (ama ağlamadım :) ).
      Bende tüm bölümleri altyazılı olarak cd’lerde var, o yüzden trt’yi beklememe gerek yok. Ama izlemek için iyice özlemeyi bekliyorum :)

  2. bunusevdim dedi ki:

    목요일-씨 :) (artık sana böyle diyeceğim hahahah) Bugün bir arkadaş bir konuyla alakalı bana “Ben bile görünce kötü oldum, sen kesin ağlarsın” dedi. Dedim sen 6 senelik samimi arkadaşlığımız boyunca beni bir kez bile ağlarken gördün mü acaba? Yok ama sen söylüyorsun ya Kore dizilerine ağlıyorum diye dedi. Resmen adım ağlağa çıkmış haa. Bunun sorumlusu da Lady Han’ın zamansız ölüşüdür! Hhahahahah, gerçekten de açılışı onunla yaptık mı gerisi geldi.
    O karantina bölgesindeki duruma ben de kahrolmuştum. Neyse sonrası güzel oldu :) Jungho Min’in Jang geum’u yangından kurtardığı sahne de en sevdiklerimdendir.
    Keza Lady Jung’ın küllerinin savruluşu öyleydi gerçekten de ama Yeon Saeng her zaman içten ağlıyordu, Lady Han saraydan atıldıktan sonraki dönemde de ne kadar içten ağlamıştı.
    Neyse yazının konusuyla alakasız bir yorum oldu gerçi ama. Keşke ben de indirseydim zamanında, belki bir ara fırsatım olur da çok vaktim olursa indiririm, gerçekten Trt beklenmez.

    • 희망 dedi ki:

      눈물씨 (yok yok ben sana böyle demeyeceğim, sadece bu seferlik :) )
      Yahu benim de hiç böyle şeylere ağlamışlığım yoktur, ama ne oldu, nasıl oldu, neden oldu bilemiyorum ama oldu işte, beni de ağlattılar, tebrik ediyorum, başka bir şey demiyorum.
      İnsan kendine yakıştıramıyor böyle şeyleri ama yine de bir rahatlama sağlıyor, bazen gerekiyor galiba, ama çok sık değil :)

  3. bunusevdim dedi ki:

    Amanın çok sinirlendim, ama bu seferlik, hahahahah. Vur vur, düşene bir tekme de sen vur bakalım. Benim durum çok fena zaten, artık animelere de ağlıyorum, yani genel anlamda çizgi filme bile ağlayan bir insan oldum hahahah. Ama bence de güzel, haftada birkaç kez izlediğin şeylere ağlayınca insan kendi hayatında ağlayamıyor zaten

    • 희망 dedi ki:

      Ağlama, ağlama tamam vurmuyorum :)
      Olsun çizgi film de olsa sen yine de gözyaşlarını dök, dediğin gibi gerçek hayattakilere dökecek gözyaşı kalmasın.
      Ama abartma sakın ha, tutup da her gün ağlama, biraz da gül ki dengelesin. Ayrıca ağladıktan sonra gülmek de daha keyifli olur :)

  4. evisirtinda dedi ki:

    Bu yazıyı önceden okumuştum ama yorum yazmamıştım. komik gelmişti bir an. Komik olan ne mi ? Bu yazıyı okuyana kadar cinsiyetin hakkında bir fikre sahip değildim, askerliği görünce ki yüz ifadem :))

    Bir de “목요일씨” vakası için özür dilerim, blogumda senin için böyle yazmıştım (ilk yazının yorumlarında) bunun nickin olduğunu düşünmüştüm. Sanırım farklı bir anlamı var. Kusura bakma lütfen.

    • 희망 dedi ki:

      Evet, sadece yazılara bakarak cinsiyet hakkında fikir sahibi olabilmek her zaman kolay olmayabiliyor, ama bunu yazmasaydım da tahmin edilebilirdi heralde, ya da edilebilir miydi bilmiyorum, dışarıdan bakmadığım için (kullandığım ismin anlamını bilebilenler için bu daha kolay olabilir ama).

      Bir de blogunda benim için yazdığın o isim, aslında sevgili “bunusevdim”in muzipliğinden kaynaklı bana taktığı bir isim. Ama önemli değil, kötü bir anlamı yok zaten.

  5. bunusevdim dedi ki:

    Aaaa akustikcim, 목요일씨 zaten onun nicki, hahaha, doğru yazmıştın yani :)
    Ayrıca bu yazıya yorum yapılmasa bir daha farketmeyecektim, sadece bu seferlik 눈물씨 diyorum yazmışsın ama beni bile kabullendirene kadar söyledin valla, bilemiyorum ne demeli. Ama ne yalan söyleyeyim ben hakkaten 눈물’un ta kendisiyim yahu, yine buldum bir Kore dizisi yine ağlıyorum gene ağlıyorum, bu Kore dizilerini bir ben mi buluyorum acaba, hahah, cımbızla seçsem bu kadar nokta atışı yapamam

    • 희망 dedi ki:

      Bak bak, insanlara kötü örnek olma 눈물씨 :)
      Evet, ben o seferlik söylemiştim ama sen bile kabul ettiğine göre sorun yok. Bak bir daha söylüyorum; 눈물씨.
      Ayrıca ben de 목요일씨 ‘yi kabul ediyorum, sonuçta ben de öyleyim :)

      Bu arada ağladığın o Kore dizisi hangisiymiş söyle bakalım da biz de izleyelim 눈물씨 :)

  6. bunusevdim dedi ki:

    목요일씨, ya sana söylemek istedim şimdi ama diğer insanlar duymasın istiyorum. Kulağına söyleyemeyeceğime göre şöyle yapalım: 해피투게더 isimli eski Kore dizisini izliyorum. Kendisi 16 bölüm olup daha ilk 6 bölümünde benim yüreğimi dağlamayı başardı :) Birileri daha izlese ne güzel olur aslında, ben 눈물씨 miyim değil miyim anlamış oluruz :)

    • 희망 dedi ki:

      Tamam diziyi buldum, eski tarihliymiş gerçekten.
      Bir de ben izleyeyim o zaman, bakalım gerçekten sen mi 눈물씨’sin yoksa bende de aynı etkiyi yapacak mı :)
      Yalnız, izleyecek ya da indirecek yer bulmak için biraz araştırma yapmam gerekecek galiba.

  7. bunusevdim dedi ki:

    Ben silentregrets.com’daki K-drama bölümünden indiriyordum galiba. Sen yine bir bak da bugün mahkeme yazısı çıktı yine hahahha. Bulamazsan ben de bir daha bakarım

  8. bunusevdim dedi ki:

    Benim, sürekli usb’mde tuttuğum, bir wordpad dosyam var. Onu sürekli güncellerim :) İçinde de izlediğim dizi ve filmlerle, izlemeyi planladığım 100’ün üstünde dizi ve filmin indirme linkleri var. Özellikle indirmekte olduğum diziler için en az 3, ortalama 5 link koyarım ben oraya. Acelem varken oradan diğer linke geçiyorum, hahahhah.
    Oradan baktım hemen, dramastyle.com’da var online olarak. uniquewarez.com’da var fileserve indirme linki. Şimdilik böyle… Ben daha güzel bir yer bulursam haber veririm

    • 희망 dedi ki:

      Senin bu yorumunu spam olarak algılamış wordpress :) (içinde internet adresleri olduğu için heralde). O yüzden sonradan farkettim. Haber verdiğin için çok sağol.
      Bu son cümleyi de içinde 눈물씨 geçmeyen bir yorum olmaması için yazıyorum :)

      • bunusevdim dedi ki:

        Ben de diyorum yazıyorum yazıyorum niye gözükmüyor hahaha. Çok sinirlenmiştim, iyi bari sana ulaşmış :)
        Göreceğiz bakalım ağlak mıymışım değil miymişim :) Ama gözünü seveyim hüzünlenmeye çalış, bak bu benim için çok önemli, hahahahahaha

      • 희망 dedi ki:

        Diziyi beğendim, konusu da güzel aynı zamanda sürükleyici de sıkmadan izleniyor. Elimden geldiğince hüzünlenmeye çalışıyorum ama dört bölüm sonunda bende herhangi bir faaliyet yok söyleyeyim. Yani ismini haketmek konusunda emin adımlarla ilerliyorsun haberin olsun :)
        Ben izledikçe sana durumları bildiririm, ama beni ağlatmak zordur ona göre 눈물씨 (artık bu sıfatı tamamen kabul etmek zorunda kalacaksın hahaha).

  9. bunusevdim dedi ki:

    Ama bu hızla sen benden önce bitireceksin diziyi ahhahahah.
    Neyse daha hala şansım var, 8. bölüme kadar geldim ben, yine de ağlamazsın makus talih der geçerim :)
    Ama cidden ağlak değilim bak, seçiciyim, cidden bak hahahhahahh. Ne hallere düştüm sayende :)

    • 희망 dedi ki:

      Hayır, ağlayacak mıyım diye merak ediyorum da ondan bu kadar hızlı izliyorum :) Yoksa normalde günde bir bölümden fazla izleyemem.
      Tabi tabi ağlak değilsin, seçicisin, anlıyorum anlıyorum :) Hele bir ağlamayayım da daha ne hallere düşeceksin sen bekle :)

  10. ozlem dedi ki:

    yazina bayildim!
    alinti yapmamda bir sakinca var mi?

  11. şeymaa dedi ki:

    Cinsiyetini en başında anladım bayanlara noona dediysen erkeksindir. Bildiğim kadarıyla erkekler kendinden büyük bayanlara noona diyor:) Ayrıca yazı gerçekten çok güzel içimdeki kore sevdasını dile getirmişsin…^^

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s