Dr. Strangelove ya da Endişelenmeyi Bırakıp Bombayı Sevmeyi Nasıl Öğrendim

İnsan zekâsının aynı düzeyde kalmasına (ve bazı durumlarda geri gitmesine) rağmen, elinde bulunan teknolojik kontrol olanaklarının gelişmesinin ne tür toplumsal etkilere yol açabileceği sorusunun cevapları şaşırtıcı olabilir. Bu konuyla ilgili en ilginç incelemelerden birisi, altmışlı yılların ortalarında Stanley Kubrick’den gelmişti; Dr. Strangelove or How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb.

mandrake

Kubrick’in birçok diğer filminde karşılaşılan ince mizahın bu kez kara mizaha dönüştüğü ve gerçek bir nükleer savaş krizinin nasıl kontrolsüz bir şekilde ortaya çıkabileceğini gösteren bir politik hiciv örneği. Üstelik filmde anlatılanların o yıllarda birebir gerçekleşebilme olasılığının var olduğu sonradan doğrulanmıştı. Öyle ki nükleer silahları çalıştırma yetkisinin tek bir kişide olduğu ve başlatma şifresinin de ‘00000000’ olduğu yıllar gerçekten de vardı. Bütün bunların bugün de yaşanmayacağına dair bir garantimiz de yok elbette.

war-room

Film, akıl sağlığı bozulmuş olduğu sonradan anlaşılan bir generalin nükleer savaş emri vermesiyle başlıyor ve olaylar bunu engellemenin olanaksız olduğu bir noktaya doğru hızla ilerliyor. Bir yanda durumu engellemeye çalışanlar, bir yanda sorgusuz sualsiz ve hevesle durumdan keyif alanlar ve elbette insanların zekâyı aptallığa çevirebilme konusundaki başarılarıyla durum bir kısır döngüye doğru yuvarlanıyor.

strangelove

Bir noktada da ortaya Dr. Strangelove çıkıyor. Bu karakterin, önceleri Nazi Almanyasında roketlerin gelişimi için çalışan ve sonradan Amerika’ya yerleşen Wernher von Braun’dan esinlendiği düşünülüyor. Fakat bununla ilgili John von Neumann ve Henry Kissinger benzetmeleri de var. Diğer dikkat çekici noktalar ise ‘Kıyamet makinesi’ ve Dr. Strangelove’ın bundan sonrasına ilişkin senaryoları, nükleer bombaların isimleri (‘Hi There’ ve ‘Hello World’), bombayı atan pilotların tarif edilemez donuk zekâları ve kaçınılmaz son. Bir başka ilginç nokta da filmdeki üç ana karakteri de aynı kişinin yani Peter Sellers’ın canlandırıyor olması.

bomb

Belki de hiç eskimeyecek olan ve insan zekâsının gelişiminin teknolojinin ilerlemesinden daha yavaş kaldığında başımıza gelmesi kaçınılmaz gibi duran bir senaryonun kara mizahı. Mutlaka izlenmesi gereken 1964 yılından bir siyah-beyaz klasik.

Reklamlar
Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s