Gel-Git Adası, Kayadaki Kuşlar, Işık Sokağı ve Gökkuşağının Ucu

Edinburgh’nın nasıl bir şehir olduğundan daha önce bahsettim, şehirden epey uzaklaşıp yüksek bölgelere gittiğinizde nelerle karşılaşılabileceğini de betimledim, fakat bu ikisinin arasında neler var peki? Aslında bahsedeceklerimden ikisi yine şehrin içerisinde, birisi biraz yüksek bir tepede, diğeri de sadece belirli bir zamanda ortaya çıkıyor. Bunlar Calton Hill ve Hogmanay. Diğer ikisi ise şehirden dışarı çıkıp deniz kıyısı boyunca ilerlediğinizde sizi karşılıyor. Bunlar da gel-git adası Cramond ve küçük sahil kasabası Northberwick.

calton hill1

Calton Hill

Burası şehrin en turistik yerlerinden birisi. Tüm şehri yukarıdan görüp harika manzaraları ve gün batımını fotoğraflayabileceğiniz bir tepe. Üzerinde çeşitli anıtlar ve binalar bulunuyor ve daima kalabalık bir turist kitlesini barındırıyor. Genellikle şehrin tanıtımıyla ilgili fotoğraflar da buradan çekilmiş oluyor. Fakat en önemli özelliği her yıl düzenlenen `Beltane Fire Festival` isimli son derece ilginç olaya ev sahipliği yapıyor olması. Eski bir Kelt geleneğinden esinlenen bu festival 10,000’den fazla kişiyi tepeye toplayıp enteresan manzaraların oluşmasına yol açıyor. Bir 30 Nisan günü denk gelirseniz kaçırmayın.

calton hill2

Cramond Adası

Burası Edinburgh’nın dış mahallelerinin olduğu deniz kıyısındaki bir bölgenin karşısındaki bir ada. Aslında tam olarak bir ada değil, çünkü günün belirli saatlerinde anakarayla birleşiyor. Yüksek ve alçak gel-git saatlerinde adayı anakaraya bağlayan yol önce su altında kalıp sonra suyun dışına çıkıyor. Maksimum ve minimum su seviyelerini gösteren günlük gel-git tabloları var ve bunlara göre adayı ziyaret etmeniz gerekiyor. Bundan haberi olmayıp da adada mahsur kalan insanlar oluyormuş zaman zaman. Ben de tabloları kontrol edip adaya gittiğimde başka kimse yoktu ve adanın ıssız güzelliğini tek başıma keşfetme keyfini yaşadım. Sonradan anladım ki ben minimum saatini beklemeden, sular yeni alçalmaya başlayıp yol yeni yeni ortaya çıkarken gitmişim, insanlar güvenli minimum düzeyinin saatini beklemişler, o yüzden ben dönerken herkes daha yeni adaya gidiyordu. Sular yükselmeye başladığında, çok kısa bir sürede yol suyun altında kalabiliyor ve suyun seviyesini İkinci Dünya Savaşı zamanında denizaltıların girişini engellemek için yapılmış olan sütunlardan görebiliyorsunuz. Ayrıca suyun alçaldığı zamanlarda, biraz önce denizin dibinde olan bölgede yürüyüp koşup gezebiliyorsunuz.

cramond1

cramond2

cramond3

Northberwick

Trenle kırk beş dakikalık bir yolculuktan sonra doğu kıyısındaki küçük tatil kasabası Northberwick’e ulaşılıyor. Küçük bir plajı ve bir kuş gözlem istasyonu olan bu kasabanın sembolü, kıyısının karşısında denizin ortasından yükselen büyük bir kaya. Bu kayanın rengi zamanla değişiyor, bunun nedeni hava koşulları olduğu kadar üzerine topluca konup kalkan kuşlar. Başlangıçta gri renkli olan kaya, üzerine kuşlar konunca kahverengi ve siyah tona bürünüyor. Hepsi birden havalanıp uçtuklarında ise geriye beyaz bir kaya kalıyor, çünkü bu esnada hepsi birden kayaya dışkılarını yapmış oluyorlar. Gel-git etkilerini burada da hissetmek mümkün, sular geri çekildiğinde suyun içerisindeki kayalara tutunmuş olan bitkiler ortaya çıkıyor ve ilginç renkler sergiliyorlar.

northberwick1

northberwick2

northberwick3

Hogmanay

Daha önce bahsettiğim gibi burası bir yer değil, zaman aralığı. Aslında yeni yıl kutlamalarının yapıldığı dönem Hogmanay olarak adlandırılıyor, ancak 30 Kasım’daki St. Andrews günü ile yılbaşı birleştirilip tüm Aralık ayı bir festival ayı olarak kutlanıyor. Bu dönemde şehrin nüfusu tıpkı Ağustos ayında olduğu gibi oldukça artıyor. Özellikle hafta sonları en işlek caddeler kalabalıktan yürünemeyecek hale gelmiş durumda. Şehrin merkezindeki Princes Street Gardens’da tamamen buna yönelik bir panayır kuruluyor ve şehrin en meşhur caddesi Royal Mile bir ışık sokağına dönüştürülüyor. Bunu her yere ışık asıyorlar anlamında söylemiyorum, aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi gerçekten ‘Street of Light’ haline geliyor.

streetoflight1

streetoflight2

Bunların yanı sıra Filmhouse’un yolunu da yine birkaç kez tuttum. 60’lı yılların Amerikasında bir zenci hareketi olarak başlayıp sonra politik devrimin kıyısına kadar gelen kara panterlerin hikâyesini anlatan ‘The Black Panthers’ ve 70’lerin sonundan bir Vietnam Savaşı eleştirisi olan Francis Ford Coppola’nın meşhur ‘Apocalypse Now’ını izleme fırsatı buldum. Ayrıca Yunan Film Festivali kapsamındaki ‘Little England’ı da izleyecektim ama yine biletler tükenmişti, fakat başka yerden izledim ve görüntüleri ve konusu ile kesinlikle izlenmesini tavsiye edebileceğim bir film. Bir de Kısa Film Festivali için Summerhall’un yolunu tuttum. Burası eskiden tıp eğitimi verilen çok eski bir bina ve değişik etkinlikler eski ders amfilerinde düzenleniyor. Film gösterimlerinden sonra da bu değişik mekânda kısa bir ikram sunuldu.

rainbow

Bu arada gökkuşağının çıktığı yerin neresi olduğunu da buldum. Bütün bunlar olurken de birisinin eğilip kulağıma şöyle fısıldadığını duydum; ‘The Devil Sent You to Lorado’.

Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s