Huxley’in Cesur Yeni Dünyası ve Distopyanın Tiyatrosu

Aldous Huxley, ‘Cesur Yeni Dünya’yı 1931 yılında yazmıştı, fakat aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen kitap eskimedi ve hala yankılanmaya devam ediyor. Edinburgh’ya geldiğim ilk gün dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi de ‘Brave New World’ afişleri olmuştu. Kitap, Dawn King tarafından tiyatroya uyarlanmıştı ve Eylül sonu ile Ekim başındaki haftada sahnelenecekti. Kitabı okumuş ve çok beğenmiş birisi olarak tabii ki böyle bir fırsatı kaçıramazdım. Ancak bu tiyatro uyarlamasının nasıl olabileceği ile ilgili kafamda soru işaretleri de oluşmamış değildi. Çünkü genellikle tiyatro eserleri insan ilişkileri ya da sosyal yaşamla ilgili konulara odaklanır, oysa bu kez elimizde bir ütopya (ya da distopya, bakış açısına göre değişir) özellikleri taşıyan ve bilimkurgu öğeleri içeren farklı bir durum vardı ve distopyanın tiyatrosu düşüncesi merakımı daha da artırmıştı.

brave new world

‘Cesur Yeni Dünya’ 2540 yılında geçer, insanlık tüm bireysel sıkıntılarından kurtulmuş ve herkesin memnun olduğu kararlı bir denge halindeki toplumsal yapıya ulaşmıştır. Psikolojik sıkıntıların kaynağı olan biyolojik gerilimler de ortadan kalkmıştır. İnsanlar artık doğmamakta, embriyoların kimyasal dış müdahalelerle kontrol edildiği yapay süreçlerle oluşturulmaktadır. Bu sistemle birlikte toplum beş tabakaya ayrılmıştır ve üstteki yönetici tabakaların normal zeka gelişimine izin verilirken, alt tabaka embriyolar kimyasal olarak zeka kısıtlamasına maruz bırakılmaktadır. Ancak bilinçaltı öğrenme teknikleri sayesinde çocukların yetiştirilme süreçleri kimsenin durumdan şikayet etmeyeceği ve herkesin sürekli mutlu olduğu bir dengeyi devamlı kılmaktadır. Cinsel özgürlük teşvik edilmekte ve doğal yollardan doğum ayıplanmakta ve aşağılanmaktadır. Bütün bunların devamlılığı ise ‘soma’ adı verilen bir halüsinojenin kullanılmasıyla mümkün olmaktadır. Fakat bu toplumda da bazı mükemmel olmayan şeyler vardır ve bunlar bu mutluluk ütopyasının sorgulanmasına yol açacaktır. Olayların devamını anlatmıyorum, bunun için kitabı okumanız gerekiyor.

theatre 1

theatre 2

Tiyatro uyarlamasına gelirsek, gerçekten bu kadar güzel bir eserle karşılaşmayı beklemiyordum. Çünkü bu anlattıklarımı tiyatro ortamına yansıtmak ve bunu kitaba sadık kalarak ve izleyicinin ilgisini ve dinamizmi canlı tutarak sağlamak hiç kolay değil. Oysa Dawn King’in uyarlaması tüm bu özelliklere sahip olmakla kalmıyor, sanki bir film izliyormuşsunuz izlenimine kapılmanıza da yol açıyor. Bu uyarlamanın en güzel özelliklerinden birisi de aynı anda farklı diyalogları izleyebilmeniz, yani aynı sahne içerisinde farklı yerlerde geçen diyalogları birinden diğerine atlayarak takip ediyorsunuz.

theatre 3

theatre 4

Çok hareketli ve hiç durmayan bir tiyatro eseri olmasının en önemli nedenlerinden birisi tabii ki müzikler. Eserin müzikleri ‘These New Puritans’ grubu tarafından hazırlanmış ve gerçekten çok etkileyici. Bu da sahnedeki olayın içine girip yaşamanızı sağlıyor, özellikle ana karakterler Bernard Marx ve Lenina Crowne’un rezervasyon kampına gidip yerlilerin dini ritüellerine şahit oldukları ve davulların çaldığı sahne müthişti. Ayrıca başrollerden biri olan Lenina Crowne karakterini ve sırf havası kötü olduğu ve bu nedenle özgürce yazmasına yardım edeceğini düşündüğü için Falkland adalarına gönüllü sürgüne gitmek isteyen karakteri de beğendim. Tabii John karakterinin yetişmesinden kaynaklı nedenlerden dolayı bol bol Sheakspeare alıntısı da var. Bir de kitaptaki Mustafa Mond karekteri oyunda Margaret Mond olmuş ama Dawn King bunu eşitlikçi bir toplumda dünya yöneticisinin bir kadın olması olasılığı nedeniyle yaptığını söylüyor. Bu arada eserin sahnelendiği King’s Theatre’ı da beğendim, dışardan küçük görünüyor ama içerisinde epey büyük bir salona sahip ve kolay ulaşılabilecek bir yerde. Zaten Edinburgh’nın en önemli özelliklerinden birisi de gidilecek çok yer olmasına rağmen neredeyse her yere yürüyerek ulaşabilme olanağı olması.

kings theatre dawn king these new puritans

Her ütopya ya da distopyada olduğu gibi Cesur Yeni Dünya’nın öngörüleri de günümüzdeki toplumsal çerçeveyle karşılaştırılıyor. Bireysel faklılaşmaların azalıp bilinçaltı mutluluk mesajlarının dışarıdan empoze edildiği bir dönemde yaşadığımız gerçek, henüz aile kavramı ortadan kalkmadı ama cinsel ve biyolojik devrimin geldiği nokta eskiye göre bu ütopyaya (ya da distopyaya) daha yakın olduğumuzu gösteriyor.

Reklamlar
Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s