Tahran’ın Pazarları, Sarayları ve Yadigâr-ı Behnuş

Bu kez doğudaydım; Hazar Denizinin güneyindeki Elbruz dağlarının rüzgârlı eteklerine konumlanmış, İran’ın başkenti Tahran’da. Bir ülkeye uzaklardan bakarak hayal ettiğiniz şeylerle oraya gittiğinizde karşılaştıklarınız bazen çok farklı olabiliyor. Sanırım bu bizim İran’a bakışımız açısından da son derece geçerli bir durum. Politik yönetim biçimi nedeniyle İran’a karşı katmerli bir önyargıya sahip olduğumuz bir gerçek. Fakat oraya gittiğimde bana son derece tanıdık gelen, sıcakkanlı, cana yakın ve Türkiye’den geldiğinizi öğrendiğinde daha da ilgi gösteren insanlarla karşılaştım. Bizi havaalanından enstitüye götüren arabayı kullanan Sadık’la çat pat Türkçe anlaşabildik. Sonradan da göreceğim üzere 10 milyon nüfuslu Tahran’ın epey bir kısmını Azeriler oluşturuyor ve bu kısımla Türkçe anlaşmak mümkün, tabii kulağa tanıdık gelen Farsça kelimeler de işi kolaylaştırabiliyor. Okula gidince bizi ilk karşılayan şey ise ‘Fesencün’ yemeği oldu; büyük bir porsiyon pilav ile bol ve çeşitli bir baharat karışımına sarmalanmış et.

azadi

Dünya çapında kabul gören güncel matematiksel fizik çalışmalarının yapıldığı IPM’deki saatlerden arta kalan zamanlarda Tahran’ın çeşitli yerlerini gezme fırsatım oldu. Farklı zamanlarda yapılmış iki büyük saray; biri Humeyni devriminden önce İran’ı yöneten Şah Rıza Pehlevi’nin kendine özel yaptığı Niavaran sarayı, diğeri de 18. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başı arasında hüküm süren Kacar hanlarının sarayı Kah-e Golestan (Gülistan Sarayı). Ayrıca Tahran’ın farklı yerlerinde büyük ve güzel parkları gezmek de mümkün. Pehlevi’nin Niavaran sarayı esasında şahın ve ailesinin yaşadığı evin ve eşyalarının sergilendiği bir bina kompleksi. Kendisine bir saray inşa etmiş ve Şahanşah (şahların şahı) ünvanını almak için tüm dünyadan liderleri davet ettiği gösterişli ve bol paralar harcanan eğlenceler düzenlemiş şahın sonunun nasıl olduğunu düşününce, bizde de kendine saraylar inşa edenlerin sonunun nasıl olabileceğiyle ilgili ipuçlarına ulaşmak mümkün sanırım. Fakat ne yazık ki farklı kesimlerden insanların desteğiyle şahı devirmiş olan Humeyni’nin geldikten sonra yaptıkları gelecekle ilgili kötü senaryoları da düşündürmesi açısından korkutucu.

golestan1

Kah-e Golestan ise Kacar hanlarının gösterişli güzellikteki saray ve bahçesine verilen isim. Özellikle ana salon başka yerde zor bulunabilecek bir güzelliğe sahip, küçük aynalardan yansıyan ışıklar ve tahtın konumlanışı insanda farklı bir estetik hissi uyandırıyor, fakat ne yazık ki salonun içinde fotoğraf çekmek yasak olduğu için ancak dış bahçeleri burada gösterebiliyorum. Bu sarayda ve İran’ın değişik yerlerinde, elinde kılıç tutan ve sırtından güneş doğan bir aslan figürüne rastlamak mümkün. Esasında bu, Zerdüşt dininin bir sembolüne karşılık geliyor. Hazar Denizinin kıyısındaki petrol yataklarının doğal yollardan ateş almasıyla ortaya çıkan denizdeki ateş manzaraları, ateşe tapan ve özel bir önem veren Zerdüşt dini Mecûsiliğin ortaya çıkmasına yol açmış ve bu dinin ritüelleri sonraki Mitra ve Hristiyanlık gibi dinlere de aktarılmıştır. Öyle ki günümüzdeki Noel kutlamaları, Mitra ve Zerdüşt ayinlerinden kaynaklanmaktadır.

golestan2

Bunların dışında Tahran’ın sembolü bir anıtın yer aldığı Meydan-e Âzâdi (Özgürlük Meydanı) ve Tecriş pazarı ile Tahran’ın en büyük pazarı Bazâr Kefaşeh de ziyaret ettiğim yerler arasındaydı. İşte bu pazarlar insana gerçekten doğuda olma hissini veren yerlerin başında geliyorlar. Çok farklı çeşitlerdeki baharatlar, hurmalar, fıstıklar, tuhaf içecekler, şallar, halılar ve daha birçok şey büyük bir hengâmenin içinde önünüze seriliyor. Özellikle Tecriş pazarı, geçmişte uzun yüzyıllar boyunca ortak bir Türk-Fars kültürü oluşturmuş coğrafyaların bir özetini barındırıyor içinde.

tecriş

Bir de buradaki kadınların toplum içerisindeki yerlerinden bahsetmemek de olmaz. İran’da katı dini kurallar bulunmasına karşın, kadınlar sanılanın aksine toplumun her katmanında gözle görünür bir biçimde varlar. Bilimsel çalışmalara katılım ve kültür düzeyleri açısından Türkiye’ye oranla daha olumlu bir izlenim edindiğimi söyleyebilirim. Bilindiği gibi İran’da kadınların başlarını örtme mecburiyetleri var, fakat bu örtünmenin de farklı düzeyleri var. Tahran gibi büyük şehirler bu konuda daha rahat hareket edebilme olanakları da sağlayabiliyorlar. Özellikle akşamları Tahran’ın yoğun kalabalık caddelerinden birine çıktığınızda, şaşırtıcı manzaralarla karşılaşmanız olası.

niavaran

Tahran’ı ve içlerinde yabancılık çekmeyeceğiniz sıcakkanlı insanlarını sevdiğimi söyleyebilirim. Sadece Tahran değil tüm İran gezilip görülmesi ve anlaşılması gereken yerlerle dolu; İsfahan, Şiraz, Meşhed, Tebriz ve diğerleri.

Bu seyahatten de yadigâr,
tatlı bir ‘Behnuş’ kaldı dilimde…

Reklamlar
Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Tahran’ın Pazarları, Sarayları ve Yadigâr-ı Behnuş

  1. seda dedi ki:

    Ne güzel bir yazı olmuş, ellerinize sağlık. Yarı İranlı(azeri) yarı Türk biri olarak tespitlerinizin ne kadar doğru olduğunu bilmenizi istedim. Bir dahaki sefere yolunuz düşerse İsfahan’a da geçin ne demişler İsfahan nefs-i cihan(İsfahan dünyanın yarısı) eminim Tahran kadar ilginizi çekecektir. Sevgiler..

    • 희망 dedi ki:

      Teşekkürler güzel yorumun için. İsfahan’ın güzelliğini biliyorum, oraya da geçmeyi istemiştim ama bu sefer vakit olmadı. Bir dahaki sefere mutlaka gitmek istediğim yerlerin başında geliyor İran’da.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s