Soyut Gerçeklikler ya da Kaçınılmaz Çöküşler

Günümüzdeki insan toplumları, üzerinde yaşadıkları gezegenin tamamına yakınını kontrol edebilir durumdalar. Bu durum, zamanla artarak ilerleyen ve kapsamını genişleten iletişim ve bilgi paylaşımı devrimlerinin bir sonucu. Fakat bütün bu egemenlik ve teknolojik devrimler temeldeki insan davranışlarını değiştiremiyor; kaynaklar için çatışmak, kendini farklı gruplara bölüp diğerlerine karşı güvensizlik duymak, kendi mitlerini yaratıp sonra bunları gerçekliğin yerine koymak, bu gerçeklik mitlerini diğerlerinin de kabul etmesini sağlamaya çalışmak, doğaya ve kendi türünün diğer üyelerine karşı sürekli bir gerilim ve tedirginlik hissi duymak. Esasında bütün bu davranış biçimlerinin çok eskilere uzanan nedenleri var; modern insanlar gezegenin zihinsel olarak baskın türü olmalarına karşın fiziksel olarak baskın tür değiller, sadece yaptıkları aletlerle bu konuma gelebiliyorlar ve bu da eskiden kaynaklı güvensizlik hislerini yok edemiyor. Fakat benim bahsedeceğim konu bununla ilgili değil.

myths-and-realities

İnsanları diğer türlerden ayıran en önemli özellik akıla ya da zekaya sahip olmaları değil, esas ayırt edici özellikleri soyut mitler üretip bunları kollektif hareket edebilmek için kullanabiliyor olmaları. İnsan toplumunun ortak gerçekliği neredeyse tamamen bu soyut yapıların ortak kabulünden oluşuyor demek mümkün. Yani hepimiz aslında hiç varolmayan şeylerin varlığını kabul ederek yaşıyoruz; devletler, yasalar, ticari şirketler, bankalar, paralar ve daha birçok şey zihinsel olarak üretilip kağıt üzerindeki karalamalarla gerçekliğe dönüştüğü varsayılan soyutlamalar. Peki neden böyle yapıyoruz? Çünkü bu daha avantajlı, ortak mitlere inanan birlikte hareket edebilecek çok sayıda insanın var olması hayatta kalma olasılığını arttırıyor. Geçmişteki tüm dini ve felsefi akımlar da Dünyaya ilişkin soyutlamaların ve ortak anlayış oluşturma çabalarının ürünleriydiler. Böylelikle birbirinin varlığından dahi haberi olmayan çok sayıda kişi aynı ortak soyutlamayı referans alarak ortak davranış geliştirebiliyor, bu da gezegendeki diğer türlerde bulunmayan bir özellik. Tabi bu bizi aynı zamanda hiçbir gerçekliği bulunmayan soyutlamalar için birbirini öldürebilen tek tür de yapıyor. İnsanların en önemli ayırt edici özelliklerinin kendi kendilerini topluca kandırabiliyor olmaları olması ironik.

collective behaviour

Peki madem böyle bir yeteneğimiz var, neden tek bir ortak soyutlama çerçevesinde birleşip sorunsuz bir şekilde yaşayamıyoruz? Bunu yapamıyoruz, çünkü o eskiden kaynaklı dışarıya ve diğerlerine karşı güvensizlik hissi peşimizi bırakmıyor. Daima birilerinin bu çerçeveyi yıkmaya çalışacağını ya da yeni çerçeveler oluşturacağını biliyoruz. Dahası tüm bu soyutlamaların tamamının bir sayı üst limiti bulunuyor. Yani ortak mit ne kadar güçlü olursa olsun, belirli bir sayıdan fazla insanın birlikte hareket edebilmesi mümkün olmuyor ve sistem çöküyor. Çünkü herşey gibi insanlar da doğa yasalarına tabiler ve istatistik fizik yasaları komplekslik için bir üst sınır koyuyor.

Sea Peoples

Geçmişteki en ünlü sistem çöküşlerinden birisi bundan yaklaşık 3000 yıl önce Geç Bronz Çağının sonunda Doğu Akdeniz’de yaşanmıştı. Bu dönem, insan toplumlarının ilk kez kapsamlı bir ortak ilişkiler ağı geliştirdikleri ve deniz yoluyla ticari bağlantılar kurdukları döneme karşılık geliyor. Anadolu’da Hititler, Levant’ta Urartular, Güney’de Mısırlılar, Girit’te Minoslular ve Yunanistan’da Mikenler ortak bir bağlantı zincirinin içerisinde yaşıyorlardı. Fakat yaklaşık bin yıl devam eden bu uluslarüstü sistem görünürde belirli bir neden olmaksızın MÖ 1100 yılı civarında sona ermişti. Tarihi kayıtlar ‘Deniz Halkları’ adı verilen bir grup işgalcinin bunun nedeni olduğuyla ilgili bilgiler içerse de bu insanların kim oldukları ya da gerçekten çöküşe yol açıp açmadıkları bilinmiyor. Bu tarihten sonra oldukça gelişmiş olan şehirler yıkılmış ve ortak sistem sona ermişti. Bunun nedeninin sistem çöküşünden kaynaklanması daha olası görünüyor. Dışarıdan gelen tedirginlik etkileri ortak mitin kaldıramayacağı noktaya ulaşmış ve sistemin sonunu hazırlamıştı.

system collapse

O zamanki insanlar da içinde yaşadıkları sistemin hiç son bulmayacağını ve sürekli ilerleyeceğini düşünmüş olmalılar. Peki, bizim içerisinde bulunduğumuz ve yasal ve ekonomik soyutlamalara dayanan sistemin ömrünün ne kadar olacağını ya da sistemin çökmesine neden olacak üst sayı limitinin ne olduğunu biliyor muyuz? Tabii ki hayır. Bunu bilebilmemiz için öncelikle böyle bir sistemin içerisinde olduğumuzu görmemiz gerekiyor ki, kendisini kandırmakta oldukça usta olan bir tür için gerçekliğe dönüş yapmak o kadar da kolay değil.

Reklamlar
Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s