Eşdönüş Çemberi ya da Olanaksızın Olasılığı

Önceleri, insanın dünyanın merkezinde, dünyanın da evrenin merkezinde olduğunu düşünürdü insanlar. Fakat Kopernik devriminden sonra işlerin pek de böyle olmadığı anlaşılmaya başlandı. Dünya, Güneş sistemindeki gezegenlerden bir tanesiydi ve merkez olmakla ilgisi yoktu. Güneş Sistemi de Samanyolu galaksisinin kollarından birinde kenara yakın bir bölgede yer alan sıradan bir yıldızdı ve Samanyolu galaksisinin de diğer galaksilere göre özel bir farklılığı bulunmuyordu. Dolayısıyla evrende özel bir yerimiz yoktu ve etrafta bize benzeyen başka canlılar da var olmalıydı. Ancak, konunun ayrıntılarıyla ilgili başka bilgiler de ortaya çıkmaya başladıkça aslında durumun bir anti-Kopernik devrimine yol açabilecek, olasılığı düşük rastgele süreçlerle bağlantılar içerdiği görüldü. Dünyadaki canlılığın ortaya çıkışı, birçok olasılığı düşük rastlantısal süreçlerin üst üste gelmesiyle mümkün olabilmişti ve bu da bizim evrende özel bir duruma karşılık gelebileceğimiz anlamını taşıyordu. Tek tek süreçler fizik yasalarına uygun olmalarına rağmen üst üste gerçekleşmesi gereken süreçlerin çokluğu ve olasılıksızlığı, işin içerisine büyük bir şans öğesinin girmesine ve tüm olaylar toplamının tekrarlanamaz bir süreç gibi görünmesine neden oluyordu.

sun in the milky way

Evrendeki galaksiler genel olarak eliptik ve spiral biçimli olarak sınıflandırılırlar. Bizim galaksimiz Samanyolunun da içinde bulunduğu spiral galaksiler sınıfı, yeni yıldızların oluşmalarını sağlayan zengin gaz ve toz bulutları içerir. Spiral kollar, parlayan yıldız bölgelerinden ve kollar arasındaki karanlık kısımlar da gaz ve toz bulutlarının olduğu alanlardan oluşurlar. Galaksi içerisindeki yıldızlardan birisi bir süpernova olarak patladığında etrafa yayılan şok dalgaları kollar arasındaki bulutlarda yoğunluk dalgalanmalarına yol açar. Bu da bulutun sıkışmasına ve merkezinin çökerek yeni bir yıldız ve gezegen sistemi oluşturmasına neden olur. Ayrıca, galaksinin spiral kollarının merkez etrafındaki dönüş hızı ile yıldızların ve toz bulutlarının kendilerine ait merkez etrafındaki dönüş hızları birbirinden farklıdır. Fakat galaksinin merkezinden yarı uzaklıktaki merkezi çevreleyen çember boyunca kolların ve toz bulutlarının hızları birbirinin aynı olur. Bu eşit hız çemberine ‘eşdönüş çemberi’ (corotation circle) adı verilir. Bu çemberin iç kısmında yer alan bölgelerde bulutlar kollara göre daha hızlı hareket ederken, dış kısımlarında kollar daha hızlı hareket ederler.

corotation circle

Peki, böyle bir galakside üzerinde yaşamın ortaya çıkıp gelişebileceği bir gezegenin oluşması nasıl gerçekleşir? Öncelikle elimizde eşdönüş çemberinin biraz iç kısmında yer alan ve kollara göre hafif daha hızlı hareket eden bir gaz ve toz bulutu olmalıdır. Bu bulut, kollardan birinin içerisine girdiğinde, patlayan bir süpernova onu sıkıştırıp merkezinde bir yıldızın oluşmasını sağlayacaktır. Bizim Güneşimiz de 5 milyar yıl önce patlayan ve meteorlardaki radyaoaktif iodin ve plutonyum elementlerinden izini sürebildiğimiz bir süpernovanın tetiklemesiyle oluşmuştu. Meteorlardaki radyoaktif alüminyumdan izi sürülebilen 4,5 milyar yıl önceki ikinci bir süpernovanın tetiklemesiyle de gezegenlerin oluşumuna yol açan bir yoğunluk dalgalanması gerçekleşmişti. Gezegenler oluştuktan sonra ise bu tür patlamaların yıkıcı etkilerinden korunabilmeleri için gezegen sisteminin sarmal koldan çıkıp kollar arası bölgede ilerlemesi gerekir. Sistemin eşdönüş çemberinin biraz iç kısmında olması gerekliliği bundan kaynaklanır. Ayrıca, kolun içerisinden daha çabuk çıkabilmesi için de galaksi düzleminde kollarla paralel değil onlara göre bir miktar açı yapacak şekilde hareket etmelidir. Bütün bunlar da yetmez, daha sonrasında da gezegenin kendi tarihinde yaşamın gelişimine uygun destekleri verebilecek bazı yıkıcı felaketlerin uygun oranlarda ve düzgün sıra ile gerçekleşmesi gerekir.

planetary system

Bütün bunların hepsi aynı ya da benzer sırada evrenin başka bölgelerinde de gerçekleşebilir elbette. Ancak, sırayla gerçekleşmesi gereken durumların sayısı arttıkça bunun olasılığı da hızla azalıyor. Yani evren sandığımız kadar fazla yaşamla dolu olmayabilir. Bir süredir devam etmekte olan SETI (Search for Extraterrestial Intelligence – Dünyadışı Zekâ Arayışı)’den elde edilen sonucun şimdiye kadar koca bir ‘kozmik sessizlik’ olması da bu düşünceleri destekleyici bir durum olarak görülmeye başlandı. Ancak bütün bunlar bizim evrensel ölçeklerdeki aşırı küçük boyutlarımızdan ve olasılıksızlığı gözümüzde büyütüyor olmamızdan da kaynaklanabilir. Çünkü evrensel zaman ölçekleri çok küçük olasılıkları bile gerçekleştirebilecek sabırlı süreçlere sahne olabilirler. Dolayısıyla bütün bunların sonucunun antropik ilkeye yani biz var olduğumuz için evrenin bu şekilde olduğu yorumuna çıkması gerekmez. Bu, bir açıklamadan çok açıklayamamanın itirafı olurdu.

is anybody out there

Evren, istatistiksel olarak hesaplanamaz ve olasılığı çok düşük olan bir durumda bulunuyor. Ancak, bunun nedeni geri dönüşsüz ve tekrarlanamaz süreçlerin bir toplamından oluşmasından kaynaklanıyor. Elimizde bildiğimiz tek bir evren olduğu için de istatistiksel yasalara göre bir çıkarımda bulunarak değil sadece süreçlerin sırasını kataloglayarak bir anlam oluşturmaya çalışabiliriz. Belki de kendimize atfettiğimiz ve zekâ dediğimiz şey aslında evrenin kendi kendisinin farkında olmasına karşılık gelen bir durumdur ve bunun tek bir yolu olmayabilir.

Reklamlar
Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s