Klasikler, Güzel Filmler, Belgeseller ve Diğerleri

Bu yılki film festivalinden daha önceki yıllara kıyasla çok daha fazla keyif aldığımı söyleyebilirim. Enteresan ve kaliteli fimleri güzel bir ortamda izleme olanağı bulduk. Özellikle hafta sonu ve akşam seansları epey kalabalıktı. Bu yıl 5-15 Haziran tarihleri arasında 25.’si yapılan Ankara Uluslararası Film Festivali’nin evsahibi Büyülüfener Kızılay’dı. Klasik kült bazı filmlerin yanı sıra kaliteli yeni filmlerden ve belgesellerden de seçip izlemeye çalıştım. İşte seçtiklerim;

Klasikler;

Brazil – (Terry Gilliam, 1985)

Terry Gilliam’ın 20. Yüzyılda geçen bu kült distopyasında George Orwell’in 1984’ünden esinlenilmiş. Ancak o romanın birebir yorumu olmayıp kendine özgü bir hikâyesi ve karakteri var. Kaotik olayların yaşandığı ancak bürokratik kâğıt işlerinin hatasız devam ettiği bir dünyada devlet kademelerinde çalışan bir memur olan Sam Lowry aracılığıyla işlerin nasıl yürüdüğünü görme fırsatımız oluyor. Sam, hayallerindeki kadının masumiyetini ispatlamaya çalışırken bürokrasinin çarklarında kayboluyor ve bizi mutlu gibi görünen ama sonradan trajik olduğunu anladığımız bir son bekliyor, 1939 yılından ‘Aquarela do Brasil’ (Watercolor of Brazil) şarkısının eşliğinde. Mutlaka izlenilmesi gereken bir film.

brazil

The Tragedy of Othello: The Moor of Venice – (Orson Welles, 1952)

Orson Welles’den 1950’lerden kalma harika bir Shakespeare uyarlaması. Venedik’te Mağripli bir köleyken donanma komutanlığına yükselen Othello’nun ve çok sevdiği karısı Desdemona’nın trajik hikâyesi. Osmanlılara karşı savaşmak için donanmayla birlikte Kıbrıs’a giden Othello, orada insan ruhunun derinliklerindeki kıskançlık duygusunun nelere yol açabileceğini deneyimliyor. Yaveri Cassio ve ortalığı tamamen karıştıran Iago ile birlikte insan karakterlerinin neye benzeyebileceğini görüyoruz. Başrolde de Orson Welles var ve Shakespeare’in dizeleriyle birlikte akıp giden bu siyah-beyaz klasik kesinlikle izlenmeli.

othello

Güzel Filmler;

Ida – (Pawel Pawlikowski, 2013)

1960’ların Polonya’sında geçen filmde genç ve güzel bir kız rahibe olmak için yemin etmek üzereyken akrabalarından birisinin yanına gider ve burada ailesiyle ilgili beklenmedik sırlarla karşılaşır. Etkileyici müzikler eşliğinde güzel bir siyah-beyaz film.

ida

Coherence (Paralel Evren) – (James Ward Byrkit, 2013)

Kuantum mekaniğinin ‘çoklu evrenler’ yorumundan esinlenilerek oluşturulmuş bir senaryoya sahip filmde sekiz arkadaş akşam yemeği için bir araya gelmişken ortada tuhaf şeylerin dönmeye başladığını fark ederler. Kafa karıştırıcı ama etkileyici olay örgüleriyle ilerleyen film ilginç bir sonla bitiyor.

Tom a la Ferm (Tom Çiftlikte) – (Xavier Dolan, 2013)

Arkadaşının ölümü üzerine onun ailesinin yaşadığı çiftliğe giden Tom burada beklenmedik durumlarla karşılaşır. Hiçbirşeyden habersiz bir anne, psikopat bir ağabey ve içinden çıkamayacağı gerilim dolu günler. Gerilim filmi sevenler için güzel bir seçenek.

Belgeseller;

Coleur de Peau: Miel (Ten Rengi: Buğday) – (Laurent Boileau, Jung, 2012)

Kore savaşı sırasında terk edilen küçük bir Koreli çocuğun Belçikalı bir aile tarafından evlat edinilmesini ve gerçek yaşam öyküsünü anlatan belgesel, bu küçük çocuğun tam 40 yıl sonra Kore’ye döndüğünde hissetikleriyle dokunaklı bir anlatıma sahip.

coleur de peau miel

Music and Coexistence (Müzikle Birarada) – (Osseily Hanna, 2014)

Dünyanın değişik çatışma bölgelerindeki insanların karşı taraftaki insanlarla bir araya gelerek yaptıkları müziği anlatan belgeselde İsrail-Filistin ve Kosovalı Arnavut-Sırp karma müzik gruplarının yanı sıra Türkiye’den de Kardeş Türküler’e yer veriliyor. Ayrıca Arto Tunçboyacıyan’ın Ermenistan’da kurduğu Armenian Navy Band’i de içeriyor. Ortak müzikse ‘Bukra fi mish mish’.

Diğerleri;

Zoe Misplaced (Zoe Nerede?) – (Mekelle Mills, 2014)

Avustralyalı genç yönetmenden lezbiyen dünyasındaki aşklara, arkadaşlıklara ve kırgınlıklara ilginç bir bakış.

Young Ones (Gençler) – (Jake Paltrow, 2014)

Geleceğin sudan yoksun dünyasında geçen bir tür western. Üç adamın yönetiminde bir ailenin kısa hikâyesi.

Ayrıca bunların dışında bir de ‘Başka Sinema’ etkinliği kapsamında Stanislaw Lem’in ilginç kitaplarından birisi olan ‘Gelecekbilim Kongresi’nden esinlenilmiş ‘The Congress (Son Şans)’ filmini de izledim. Geleceğin kimyasallarla halisünasyonlar gördüren tuhaf dünyasına ilginç bir bakış, ama daha iyi de olabilirdi. Bu arada ‘Tom Çiftlikte’ filminin ‘Başka Sinema’ kapsamında çeşitli şehirlerde Temmuz’un ilk haftasına kadar izleme olanağının bulunabileceğini de hatırlatayım.

Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s