İlginç Zamanlar, Keyifli Yanılsamalar ve Üç Değişik Film

Hiç aklımda olmayan uzaklara gittim. Aklımda olmayan kişilerle aklımda olmayan yerlerde dolaştım. Pek de güzel oldu, keyifli oldu ama geride buruk bir şeyler kaldı galiba. İlginç zamanlardı ilginç, arada ‘Faure Quartet’ konserine bile gittim. Güzel anlar ve kötü anlar öyle çabuk birbirini kovaladı ki herşey çok çabuk başlayıp bitti sanki. Çinlilerin o eski bedduası bana mı tuttu yoksa; ‘İlginç zamanlarda yaşayasın’. Bazen ‘2001: A Space Odyssey’ deki süper zeki bilgisayar HAL 9000’dim, bazen ‘Fear and Loathing in Las Vegas’ daki kafası iyi Raoul Duke’düm, bazen de ‘Metropolis’ deki bir aşk hikâyesiydim. Şimdiyse buraya yazdığıma göre normale geri dönmüş gibiyim.

2001 : A Space Odyssey – 2001 : Bir Uzay Macerası – 1968

Tüm zamanların en ilginç filmlerinden birisidir Stanley Kubrick ve Arthur C. Clarke’ın elinden çıkan 2001 : A Space Odyssey. Anlattığı konuyu ve sonunu anlamak pek kolay değildir doğrusu. Film, eski maymunların yaşamından bir kesitle başlıyor. Kemikten silah yapmanın nasıl keşfedildiğini görüyoruz önce, sonra da film boyunca peşinden koşulacak gizemli siyah monolitle karşılaşıyoruz. Birdenbire milyonlarca yıl sonraya zıpladığımızda da fantastik iç mekanları gördükten sonra uzay gemisinde geçen tuhaf iletişim biçimlerini deneyimliyoruz. Geminin süper zeki bilgisayarı HAL 9000 kontrolü ele almaya çalıştığında ve insanlardan şüphelenmeye başladığında ise olaylar çığrından çıkıyor. Pilotlar bilgisayarın kendilerini öldürmeye çalıştığını, bilgisayarsa insanların kendisini kapatmaya çalıştığını düşündüğünde paranoyak düşüncelerin geldiği son noktaya ulaşıyoruz. Filmin sonu ise anlaşılmaz olarak kalmaya mahkum sanırım.

Fear and Loathing in Las Vegas – Las Vegas’da Korku ve Nefret – 1998

Terry Gilliam’ın yönettiği bu tuhaf film, Raoul Duke ve Dr. Gonzo’nun yolculuk maceralarını anlatıyor kabaca. Raoul Duke rolündeki Johnny Depp’in oyunculuğu görülmeye değer. Mescaline etkisindeki Duke’ün yol boyunca gördüğü yarasalar acil durum çantasındaki diğer uyuşturucularla beraber farklı deneyimlere doğru evriliyor. Otel odasında kendinden geçen Raoul Duke eski zamanlarda gittiği ve LSD ile uçtuğu bir Jefferson Airplane konserini hatırlıyor. Bir gazeteci olan Duke uyandığında ise yanağına bağlanmış bir mikrofon ve arkasında kocaman bir timsah kuyruğu buluyor, arada geçen olaylarsa kayıt cihazında saklı. 60’lı yılların savaş karşıtı hippi ortamını yansıtan film Duke ve Gonzo’nun halisünatif hayalleriyle ilerleyip bitiyor.

Metropolis – 1927

1927 yılından efsanevi bir Fritz Lang filmi. 2026 yılında geçen bir distopya. Filmin tamamını izlemedim, konusundan da bahsetmeyeceğim ama aşağıdaki video çok güzel bir özetini barındırıyor. Metropolis’den görüntüler eşliğinde Freddy Mercury’den geliyor, ‘Love Kills’…

Reklamlar
Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

5 Responses to İlginç Zamanlar, Keyifli Yanılsamalar ve Üç Değişik Film

  1. Uzun zamandır yazmayınca bıraktı bu işleri.Başka ufuklara yelken açtı diye düşünmüştüm.Kısmen öyle de olmuş sanırım :D

    Kubrick’i anlama kılavuzu çıkarmalılar bence.Shining ile Clockwork Orange’ı izledim geçenlerde ama filmde anlatılmak isteneni anladım mı emin değilim.Bu filmi için en kötü filmi derlermiş.Tabi kime göre neye göre tartışılır.Anlaşılmadığı için kötüdür ya da anlaşılmadığı için iyi filmdir.İnsanlar tuhaf malum.Distopyaları nedendir bilinmez ayrı bir seviyorum.Siyah beyaz olması ayrıca güzel.İzlemek lazım.

    Ellerine sağlık ve hoşgeldin.

    • 희망 dedi ki:

      Teşekkür ederim, bu işleri bırakıp bırakmayacağım konusunda bir öngörüde bulunamam ama artık eskisi kadar ilgimi çekmediği bir gerçek, beni heyecanlandıran başka şeylerle karşılaştığımda pek uğramayabiliyorum buralara :)
      Kubrick’in anlaşılmak gibi bir derdi olduğunu sanmıyorum, o filmi çeker, insanlar konuşur. İyi ya da kötü diye değerlendirmek çok doğru olmayabilir o yüzden. Clockwork Orange da kült filmlerden birisidir ve bence biraz komiktir de.

  2. dib dedi ki:

    kubrickin gözünü seveyim bu metropolis neydi öyle :)
    metropolis, endülüs köpeği, ve angels egg gibi garip bi üçleme yapıp kıt mıyım ben karamsarlığına gömüldüğümü hatırlıyorum.. aman da 20ler, eskiler falan diye küçümsenmemeli :)

    • 희망 dedi ki:

      Eskiler küçümsenmemeli tabii, çünkü pek ticari kaygılar olmadan çekilmiş, yönetmenin kendi iç dünyasından çıkan filmlerdi.
      Angel’s egg’i merak ettim, bi ara izleyeyim :) (pek yakın bi ara olmaz gerçi ama).

      • dib dedi ki:

        yakın tutulmamalı zaten araları. gerçi 20lerden değil ama 80ler de animelerin 20leri sayılmaz mı diye epey bi zorlamalayla bağlayabilirim üçlüyü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s