Üç Farklı Onyıldan Üç Farklı Tarz Anime

Konu animeler olduğunda tüm zamanların en iyileri listelerinin ilk sıralarını işgal eden yapımların arkalarındaki isim hemen hemen hiç değişmez. Bu alanda Hayao Miyazaki’nin şaheserlerine yaklaşmak kolay değildir. Onun yapımları kendi başlarına teker teker incelenmelidir elbette, ama anime dünyasında başka güzelliklerle de karşılaşmak mümkün olabiliyor tabii ki. Farklı onyıllarda üretilmiş farklı tarzlardaki üç animeden bahsedeceğim. 80’lerden hem sevimli hem de trajik bir dram ‘Grave of the Fireflies’, 90’lardan bir kara gelecek senaryosu ‘Ghost in the Shell’ ve 2000’lerden umutsuz bir romans ‘5 Centimeters per Second’. Bu üç anime, çizgileri açısından da kendi zamanlarını yansıtıyor elbette, zamanla çizgilerin giderek nasıl geliştiğini ve görüntülerin mükemmelleştiğini görebiliyoruz.

Grave of the Fireflies – Ateşböceklerinin Mezarı – 1988

Yukarıda bahsettiğim Miyazaki şaheserleriyle boy ölçüşebilecek bir yapım varsa işte o da budur (orijinal ismiyle ‘Hotaru no Haka’). İkinci Dünya Savaşının sonlarında Japonya’da geçen ve iki kardeşin hikâyesini anlatan bu anime gerçek olaylardan esinlenmiş. Studio Ghibli’nin ilk yapımlarından olan animenin yönetmeni Isao Takahata ki kendisi Miyazaki ile birlikte Ghibli’nin itici güçlerinden birisidir. Seita ile küçük kızkardeşi Setsuko’nun başından geçenler etrafında gelişen olayları izlerken savaşın onları sürüklediği değişik süreçleri görüyoruz. Annelerini kaybettikten sonra uzak bir akrabalarının yanında kalmaya başlayan kardeşler daha sonra kendilerini bir sığınakta yaşam mücadelesi verirken buluyorlar. Ateşböcekleri işte burada ortaya çıkıp sonra da kayboluyorlar. Çok güzel ve akıcı bir hikâyeye sahip olan animenin ağlatabilme özelliği de var, animeye de ağlanır mıymış demeyin, başıma gelmeyince ben de inanmazdım. Kelimelerle ifade etmenin çok zor olduğu bu eser, kesinlikle izlenilmesi gereken bir başyapıt.

Ghost in the Shell – Kabuktaki Hayalet – 1995

Bir manga uyarlaması olan bu anime ise geleceğin Japonyasında geçen bir bilimkurgu. Daha çok yaşayan organizmalar ve bellekle ilgili soruları ve bazı sahnelerdeki ilginç müzikleriyle dikkat çekiyor. Mamoru Oshii’nin yönettiği anime, türün meraklılarının ilgisini çekebilecek bir yapım, ben de bu türün çok düşkünü olmamama rağmen arka plandaki bazı düşündüren sorular nedeniyle izledim. Ancak, bilimkurguya kendini çok uzak hissedenler için pek ilginç olmayabilir. Başrolde yarı insan-yarı robot olan bir cyborg var. Güvenlik birimleriyle birlikte insanların beyinlerini hackleyebilen ‘kukla ustası’nın peşine düşüyorlar. Tabii insan denilen kavram da aslında değişmiş durumda, bir kısım organik beyin hücresi ile bir kısım robotik yapıların karışımı olan canlılar(?) söz konusu (başroldeki kadın gibi). Fakat ‘kukla ustası’nın hiç organik hücresi bulunmuyor, tümüyle yapay olan bu yapının canlılıkla ilgili insanlara yönelttiği sorular ilginçti.

5 Centimeters per Second – Saniyede Beş Santimetre – 2007

Kiraz çiçeği taçyapraklarının ortalama yere düşüş hızı saniyede beş santimetredir. Makoto Shinkai’nin yönettiği animenin ismi de buradan geliyor. Farklı zaman dilimlerini kapsayan (ve birbirinin devamı sayılabilecek) üç kısa hikâyeden oluşan bu anime iki çocukluk arkadaşının yaşamından kesitler sunuyor. İlk hikâye olan ‘Kiraz Çiçeği’nde önce bu arkadaşlığı sonra da Japonya’nın her tarafını saran tren hatlarını ve yoğun kar yağışının altındaki müthiş görüntüleri izliyoruz. ‘Kozmonot’ isimli ikinci hikâyede ise artık arkadaşlar ayrı düşüyorlar ve sevginin uzaklık, ulaşamama ve korkuyla iç içe geçişini görüyoruz. Üçüncü hikâye ‘Saniyede Beş Santimetre’ ise bütün bu sürecin sonunda gelinen noktayı gösteriyor. İnsanın büyüdükçe bazı şeylerden daha fazla korkmaya başladığını ve cesaretinin azaldığını anlatıyor. Güzel ve izlenesi bir anime, özellikle görüntüler çok iyi, fakat biraz fazla umutsuz bulduğumu söylemeliyim, ama zaten gerçek hayat da çoğu zaman böyledir belki, bazı şeyler hiç olamadan kalır.

Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Üç Farklı Onyıldan Üç Farklı Tarz Anime için 13 cevap

  1. bunusevdim dedi ki:

    Şu 5 centimeters per second animesini çok merak ediyorum, sen bana şöyle bir 2 ay sonra falan hatırlat olur mu, o zaman izleyeyim. Umutsuzsa zaten şu aralar hiç izlemeyeyim, üst üste umutsuz film izlemekten helak oldum :)
    Hotaru no Haka içinse söyleyecek bir şey bulamıyorum. Bu anime bence %100 erişkinlere hitap ediyor, bir çocuğa izletmeye benim gönlüm razı olmaz. Zaten dediğin gibi o kadar üzüldüm ki, artık animenin sonu gelince ben durduramadım kendimi, gözyaşları kendiliğinden akıyordu, bir yandan da gülüyorum çizgi filme ağlıyorum ben diye :) Abi, abla olanlar daha iyi anlar bu hissi. Baya empati yapmışım galiba :) Eğleneceğini zannederek açtığın çizgi filme ağlamak da koyuyor insana. Tabii hikaye muhteşem anlatılmış.

    • 희망 dedi ki:

      Tamam ben sana hatırlatırım ‘5 centimeters per second’ı, ama 2 aya kadar uzatmaya gerek yok sanki, daha önce de izleyebilirsin muhtemelen, hem merak etme umutsuz bir anime ama ‘hotaru no haka’ gibi ağlatacak kadar değil :)
      Evet, ‘hotaru no haka’yı çocuklara izletmek, işkence kategorisine girebilir :) Ben de beklemiyordum böyle bir şeyle karşılaşacağımı, hem de üstelik bir animeye ağlayacağımı, olacak iş değil ama oluyormuş :) Abi, abla olanlar daha iyi anlar diyerek kendine de pay çıkartıyorsun yani :) Ağlatsa da tüm zamanların en iyilerinden birisi, kabul etmek lazım.

  2. winpohu 'ca dedi ki:

    5 Centimeters per Second izledim bir tek diğer iki animeyi de izleyeceğim. miyazaki dedin mi akan sular dururu ama onun kadar başarılı olanları da izlemek istiyorum. bir de son zamanlarda izlediğim zamandan sıçrayan kız var. onu da çok sevdim ::)

    • 희망 dedi ki:

      Özellikle ‘Grave of the Fireflies’ çok iyidir, mutlaka izlenmeli, Miyazaki’nin karamsar versiyonu diyebiliriz :) ‘The Girl who Leapt Through Time’ı ben de beğenmiştim aslında, onun da güzel bir konusu vardı.

  3. makinosev dedi ki:

    5 Centimeters per Second animesi çok güzeldi, çizimler de şahane. winpohu’nun tavsiyesiyle izlemiştim zaten meğer Voices of a Distant Star’ın yaratıcısın elinden çıkmış bu da, ee haliyle ana metaforlarımız uzaklık ve zaman :)
    Grave of the Fireflies ve ghost in the shell’i de en yakın zamanda izleyeceğim, tavsiyelerin için teşekkürler :)

    • 희망 dedi ki:

      O iki animenin yönetmenlerinin aynı olduğunu öğrendiğimde ben de hiç şaşırmamıştım, nedense :)
      ‘ghost in the shell’in konusu belki herkese hitap etmeyebilir ama müzikler güzeldi, özellikle ilk yarım saat sonunda Tokyo’dan görüntüler eşliğinde yaklaşık üç dakika boyunca çalan müzik.

  4. dib dedi ki:

    hepsi çok güzel animeler de şu makoto shinkai yi ben ilginç buluyorum, utanmasa her detayını işini kendisi yapacak animelerinin..

  5. diaboloviolette dedi ki:

    5 Centimeters per Second kalmış seyretmediğim. onu da alayım listeme tez zamanda.. çok güzel bir yazı olmuş, keyifleniverdim. bazen başımı kaldırıp yazılanları okumak bile sıyıyor insanı dünyasından.
    anime güzel bir dünya :)

    • 희망 dedi ki:

      Anime dünyası çok farklı, insanı alıp başka yerlere götürebildiği için böyle çok seviyoruz sanırım. Normal filmler bu kadar etkili olamıyor. Yazıyı beğenmene sevindim :)

  6. Mikal Zia dedi ki:

    Bir kac yil onceki kafayla Hotaru no Haka’yi izledigimde “vay efendim Seita nasil boyle boyle dusunur de nasil boyle hisseder, kardesin be o senin..” diye yarim sayfa bikbiklemistim bir anime forumunda..Bayagi duygusal yaklasmisim konuya tabi.Aglamistim da zaten..Simdi dusununce o durumda ben de kafamdan bir cok kez ayni dusunceleri gecirirdim.Belki daha da kotusunu.Neticede bu tur bir savas vermedi bizim neslimiz.
    Bir de simdi tekrar bakinca gordum, bu animenin yonetmeni Isao Takahata’nin Pom Poko, Akage no Ann (Yesilin Kizi Anne diye biliriz) ve Omohide Poro poro’sunu da izlemisim.Hepsi de en sevdiklerimdenmis.Izlemediyseniz goz atin bence.Ozellikle de Pom Poko’ya..

    • 희망 dedi ki:

      Tabii kendini onların yerine koyup da düşünmek o kadar da kolay değil. Birebir yaşamak çok farklı bir şey olmalı. Sadece izlerken bile ağlayınca, yaşarken nasıl olur bilemem artık.
      Takahata zaten Miyazaki ile birlikte Studio Ghibli’nin temel yönetmenlerinden birisi. ‘Pom Poko’yu ben de merak edip izlemek istiyordum aslında, öneri için teşekkürler.

  7. Geri bildirim: Animator Expo, Miss Hokusai ve Kaçan Biletler | 우주 이야기 – ucu iyagi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s