İpliksi Yapılar ya da Bu Ağ Nereden Çıktı?

Bugün biraz değişik ve sıkıcı şeylerden bahsedeceğim. Aslında pek değişik şeylerden bahsetmeyecektim ama birkaç günlüğüne internet bağlantımın kesilmesi beni derin hezeyanlara sevk ettiği için olaylar bu şekilde gelişti. İnternetsizlik meğer pek zormuş azizim, birdenbire ağın dışında kalıverdim. Ağ derken basbayağı ağ işte, yani öyle mecazi falan değil, bildiğiniz düğüm noktaları ve iplikleri olan bir ağ. İşte bu düğüm noktaları bilgisayarların başında oturan bizler oluyoruz, iplikler de diğer düğümlerle bağlantımızı sağlayan internet iletişimi oluyor (boşuna adı ‘world wide web’ değil zaten). Bu ipliklerin hepsi birden kopuverince öylece ağdan ayrı tek bir nokta olarak kalıveriyoruz. Belki bu o kadar da kötü bir şey değildir tabi, fakat bir kez bağımlı oldu mu o iplikçikleri aramadan duramıyor insan.

Bu durum aklıma başka bir şeyi getirdi. Ağ demişken, aylar önce gördüğüm bir haberi hatırladım. Evrenin en büyük ölçekli yapısıyla ilgili yeni gelişmeler olmuştu. Bilenler bilmeyenlere anlatsın, evren çok büyük ölçeklerde ipliksi bir yapı sergiler. Öyle böyle değil, basbayağı büyük ölçeklerden bahsediyorum burada. Ağdaki düğüm noktaları galaksi süperkümelerine karşılık gelirken ipliksi bağlantılar da daha minik galaksiciklerin oluşturduğu dizilere tekabül ediyor. Ya işte böyle bir ağın içinde yaşıyoruz da haberimiz yok. Biz de zannedelim ki minicik dünyam, sıcacık evim, canım benim. Tamam o da güzel bir düşünce biçimi ama yine de dış dünyanın kötülüklerini bilmek lazım.

Bu durum aklıma başka bir şeyi getirdi. Şu sinir sistemi denilen hede de böyle bir ağdan oluşmuyor muydu? Evet öyleydi, özelleşmiş hücreler olan nöronların birbirlerine elektrokimyasal dalgalar göndermeleriyle işleyen bir ipliksi yapı. Düğümler işte bu nöronlar oluyor ve bunların arasındaki bağlantıyı sağlayan kalın ve ince iplikler de akson ve dendritlere karşılık geliyor. Yani içimizde vücudumuzun tamamını saran bir ağ var. Her yerimiz örümceklenmiş de haberimiz yok. Halbuki dışarıdan bakınca hiç de öyle görünmüyordu, özgür iradeye sahip bilinçli canlılar neden ağlara yapışıp kalsındı ki? Oysa bir ağın içinde yaşıyoruz, içimizde başka bir ağ var ve başka bir tanesine de bağımlıyız.

Bu durum aklıma başka bir şeyi getirdi. Örümcek demişken, örümceklerin de böyle acayip ağları yok muydu? Var tabi, bu arkadaşlar arkalarından protein bazlı ipek çıkarıp hemencecik örüveriyorlar ağlarını. Sonra da beklesinler ki afiyetle yenecek böcekler gelsin. Yalnız, buradaki düğüm-iplik ilişkisi biraz farklı. Bu durumda farklı örümceklerin ağlarının birbirine bitişik olması gerekiyor. Ki böylelikle örümceklerin kendileri düğüm noktalarına karşılık gelebilsin. Kafamı saran bu ağlardan kurtulmaya çalışırken bir tane daha gereksiz bilgiye rastlamış olarak buldum kendimi. Meğer örümcekler yerçekimsiz ortamda ağ üretmekte zorlanıyorlarmış, üretseler de dünyadakine göre daha ince oluveriyormuş. Kendimi çok bunalmış hissettim.

Bu durum aklıma başka bir şey getirmedi, çünkü sonunda bu tilkileri kovalamanın pek bir anlamı olmadığını görüp ipin ucunu bırakmaya karar verdim (aman çok da umrumuzdaydı dediğinizi duyar gibiyim). Zorlu bir sınavdan çıkıp rahatladıktan sonra aklımdan geçenler bunlar oldu işte. Bir dakika, zorlu sınav mı? Zorlu sınavı atlatan ben değildim ki, neyse karıştırmayalım şimdi oraları, çarpılırız maazallah, benim devreler yine karıştı sussam iyi olacak galiba.

Reklamlar
Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

6 Responses to İpliksi Yapılar ya da Bu Ağ Nereden Çıktı?

  1. makinosev dedi ki:

    hiç de sıkıcı değildi, yine çok ilginçe ve bana göre değişik bir konu bulmuşsun :)
    herşeyi anladım da benim aklım örümcekte kaldı :)
    “Meğer örümcekler yerçekimsiz ortamda ağ üretmekte zorlanıyorlarmış, üretseler de dünyadakine göre daha ince oluveriyormuş. ” yer çekimi olan yerde avının ağırlığını hesap ederek mi kendi ağının kalitesini hesaplıyor acaba, oyüzden yer çekimi olmayan yerde ağ kalitesi aslında düşmüyor bilerek inceliyor malum yer çekimi olmayan yerde ağının çok da sağlam olması gerekmez… ama yani gece gece benim aklıma niye bu soruları üşüştürdün ki sen… :/ düşünür dururum ben artık bunu boyuna :S

    • 희망 dedi ki:

      Evet olabilir tabi, sonuçta böceğin fazla ağırlığı olmayacağı için ağı da sağlam kurmaya gerek yok :) Ama bence bu durum örümceğin kendi metabolizmasıyla ilgili olmalı, yerçekiminin etkisiyle işleyen süreçler sonunda o iplik üretiliyor olmalı, o etki ortadan kalkınca da daha kalitesiz bir ağ ortaya çıkıyor olabilir. Mesela insanlar da fazla yerçekimsiz ortamda kalırlarsa kemikleri gittikçe daha fazla kırılganlaşmaya başlar.

      Örümcekle ilgili aslında burada bahsetmediğim bir durum daha var. Örümcekler üzerinde bir deney yapmışlar, bir örümceğe değişik tiplerde uyuşturucular vermişler (marihuana, ecstasy, LSD vs.) ve nasıl ağ yapacağına bakmışlar. Her seferinde değişik şekillerde ağ ortaya çıkmış. Ama ben en çok LSD’yi sevdim, beyni öldürdüğünün direk ispatı, ağ dümdüz çizgiden ibaret :) Resim biraz küçük ama yine de ayırt edilebiliyor;

      Milletin işi gücü yok nelerle uğraşıyor yahu :)

  2. makinosev dedi ki:

    “Mesela insanlar da fazla yerçekimsiz ortamda kalırlarsa kemikleri gittikçe daha fazla kırılganlaşmaya başlar.” kemik ya da ağ kalitesine etki eden parametrelerden biri eksilince gerçekleşmesi gereken reaksiyonda sekteye uğruyor o zaman. gündüz gözüyle düşününce bu bana daha mantıklı geldi tabi:)
    o fotoğraftaki ağların hali ne öyle :D :D :D bende LSD’li hali sevdim, direkt olaya kanalize olmuş örümceğimiz, ağı yapmaya başladığı gibi bitirmiş ayrıntılara takılmamış öyle, ohhh en güzel kafayı LSD ile yapmış galiba :D

    • 희망 dedi ki:

      Diğer ağlar da ilginç aslında ama esasında deneyin ayrıntılarında söylendiğine göre LSD’li olan ağı yarım bırakmış, amaaan dünya mükemmel, kafa güzel, yiyeceğe ihtiyacım yok, ağı bitirip de ne yapayım diye düşünmüş olmalı :)

      • makinosev dedi ki:

        =)))))))) kesin öyledir :) bu makaleyi yazanlar şimdi ne yapıyor onu da merak ettim, asitle kafa yapıyor olabilirler bak, ben bu örümcekteki rahatlığı görünce imrenmeden edemedim :P :D onlar kim bilir ne düşünmüştür …
        o makalenin linkini bana yollayabilir misin bu arada :D okul bitti ama hala science direct tarzı yerlere girebiliyorum, bu makale de ordansa indirmede sorun yaşamam.

      • 희망 dedi ki:

        Ben de makaleden okumadım zaten, haber sitelerinde görmüştüm. Makale internet üzerinde yok, popüler versiyonu New Scientist’te yayınlanmış ama o da üyelik istiyor.
        Wikipedia linkiyle idare edeceğiz artık :)
        http://en.wikipedia.org/wiki/Effect_of_psychoactive_drugs_on_animals
        http://cannabis.net/weblife.html

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s