Koreliler Neden … … ?

Kore dizi ve filmlerini izlerken bazı sorular akla gelebiliyor ve bu soruların bazı görünen cevapları kafadaki soru işaretlerini gidermek için yeterli olabiliyor. Ama işin esasının başka olduğu durumlar da var. En basit açıklama, her zaman en doğrusu olmayabilir.

… aja aja fighting (hwaiting) derler?

Bunun nedenini biliyoruz sanırım, zor bir iş karşısında kişiyi cesaretlendirmek, başarı dilemek için kullanılan bir ifade. İyi ama neden fighting? İngilizce bir kelime ama İngilizcede Kore’de kullanıldığı anlamıyla pek kullanılmıyor. Cesaretlendirmek için başka bir kelime de kullanılabilirdi. Bu ifadenin kullanılmasının esas nedeni 60’lı ve 70’li yıllara uzanıyor. Bu yıllarda boks oldukça popüler bir spor, tabii Kore’de de durum böyle. Boksta müsabaka başlarken sporcular eldivenlerini birbirine değdirir ve ‘fight’ diyerek başlarlar. Mücadele sırasında ya da aralarda da sporcuları cesaretlendirmek için ‘fighting’ denir. Kore’de bu ifadeler çevrilmeden direkt olarak kullanılmış. O yıllarda boks çok popüler olduğu için bu ifadeye birçok kişi aşina olmuş ve gündelik yaşamda da kullanılmaya başlanmış. Sonrasında boks popülaritesini yitirmesine rağmen ‘aja aja fighting’ ifadesi çıkış anlamından bağımsız olarak zor işlerde cesaretlendirme amacıyla kullanılmaya devam etmiş. Bu ifade söylenirken yumrukların kullanılması boşuna değil. Bu arada ‘aja aja’ da ‘hadi hadi’ gibi bir anlama geliyor.

… metal yemek çubuğu kullanırlar?

Aslında bunun görünürde çok basit bir açıklaması var. Çünkü metal çubuklar tahta çubuklara göre çok daha kolay temizlenirler ve birden fazla kez kullanılabilirler. İyi ama böyle basit bir düşünceyi Japonlar, Çinliler ve Vietnamlılar akıl edemiyor mu da hâlâ çoğunlukla tahta çubuk kullanmakta ısrar ediyorlar? Esasında Kore’de metal yemek çubuğunun yaygın olmasının tarihsel nedenleri var. Çin’de ilk yemek çubuklarının kullanımı 2000 yıldan daha eskiye dayanıyor ve bunlar bambudan yapılmışlar. Kore’de ise metal çubukların tarihi yaklaşık 6. yy’a kadar gidiyor. Bunun temel nedeni olarak yemek çubuğu yapmak için yeterli kalitede ağacın bulunmaması ve metalin bu iş için kullanımının ucuz olması gösteriliyor. Ki tahta yemek çubuğu kullanımı inanılmaz ağaç israfına yol açıyor ve çoğu kez tek kullanımlık oluyorlar. Ayrıca Kore aristokrasisinde gümüş çubuk kullanımı yaygın olduğu için sonraki dönemlerde metal çubukların daha tercih edilir olduğu da söyleniyor. Bunun yanı sıra, metal çubukların tahtalara göre daha fazla parmak kası kullanımı gerektirdiği ve ellerin bu aktifliğinin beynin parietal lobunu canlı tutarak nörolojik sorunları azaltabileceği de söylentiler arasında. Yine de bu sonuncusu bana biraz fazla zorlama gibi geldi.

… canlı ahtapot yerler?

Ahtapot yemekte bir anormallik yok tabii, sonuçta Doğu Asya’da deniz ürünleri ne olduğuna bakılmaksızın tüketilme eğiliminde olduğu için gayet olağan bir durum. İyi de neden canlı ahtapot? Pişirip de yesek olmuyor mu? Oldboy’daki malum sahneden dolayı canlı ahtapot yeme ritüeline çoğu kişi aşinadır sanırım. Tabii o sahnedeki gibi dişlerle kopartarak yemek yine de pek normal sayılmıyor. Daha çok kolları makasla kesilerek yenilen sannakji (küçük ahtapot) yaygın. Esasında ahtapot, sade yenmekten çok çeşitli soslarla birlikte yeniyor, çünkü tek başına herhangi bir tada sahip değil(miş) (gerçi pişmiş olanından küçük bir parça ben de denemiştim, lastik yiyormuşsunuz gibi bir his). Bu hayvanın canlı olarak yenmesinin nedeni de tadı değil zaten. Canlı olarak ağıza atıldığında kollarındaki vantuzlar yanaklara, dile ve dişlere yapışarak baskı uyguluyor ve yenmeye karşı direnç göstermeye çalışıyor. İşte bu his bazı insanlara güzel geliyor(muş). Tabii eğer yeterince (bayağı yeterince, çok yeterince) çiğnemezseniz o vantuzların yemek borunuza yapışıp sizi öldürme ihtimali de var. E artık o kadarcık riske de katlanıverin canım.

… hapisten çıktıklarında tofu (dubu) yerler?

Bu da Sympathy for Lady Vengeance’daki meşhur sahnelerden biri. Geum-ja hapisten çıkar ve rahip ona yemesi için bir tabak içinde tofu uzatır. Geum-ja’nın verdiği cevabı biliyoruz tabii :) Orada bu ritüelin nedeni olarak tofunun beyaz renginin yeni bir başlangıcı, saflığı vb simgelediği, bu yüzden bunu yiyince kişinin bir daha kötü işler yapmayacağı anlamına geldiği gibi şeylerden bahsedilmişti. Acaba gerçekten öyle mi? İnsanlar bu tür gelenekselleşmiş durumlarda gerçek nedenlerin yerine kulağa daha hoş gelen sembolik nedenler uydurmayı severler. Örneğin bu konuyla ilgili şöyle bir açıklama da var; hapisteki yaşam, haşlanmış fasulye yemekle özdeşleştirilebilir, tofu fasulyenin iç kısmından yapılır ve bu kısım bir kez dışarı çıktı mı bir daha geri dönmez, dolayısıyla tofu yemek de hapishaneye geri dönmeme isteğini sembolize eder. Bu da aşırı sembolik bir yaklaşım gibi geliyor bana. Bu konuda bence en mantıklı açıklama başka yerde. Aslında cevap basit; tofu, eski zamanlarda ucuz olan tek besleyici protein kaynağıydı, hapiste geçen zamanda yeterince iyi beslenememiş olan kişiye çıktığında hem ucuz hem de besleyici olan bir protein kaynağı sunuluyordu.

Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Koreliler Neden … … ? için 34 cevap

  1. bunusevdim dedi ki:

    Aja aja fighting bokstan mı geliyormuş, hayal kırıklığına uğradım şu an hahah
    Tofuyla ilgili fasulye açıklaması çok hoşuma gitti, gerçi dediğin gibi aşırı sembolik. Ama protein kaynağı düşüncesi de çok avam ve açıklamaktan uzak geldi, yani başka ucuz protein kaynakları da var. Fasulye iyidir, en olmadı beyazdan gidelim :)
    Metal çubukların beyni canlı tutması ve nörolojik sorunları azaltması fikrini de gerçekten çok fantastik buldum. Zaten neden frontal değil de paryetal lob orasını da anlamadım. Mesele daha fazla kas kullanmaksa gelişecek olan bölge motor korteks olan gyrus presentralis ve saz arkadaşları olması gerekmez mi?
    İşleyen demir ışıldar derler, ama metal çubuk vs tahta çubuk olarak düşünüyorum da. Düşünüyorum.. Düşünüyorum… :)

    • 희망 dedi ki:

      Boks kökenli bir terimin bu kadar yaygınlaşmış olması ilginç bir durum gerçekten, aman boşver sen kökenini düşünmeden kullanıver bişey olmaz :)
      Tofu meselesinde gerçek cevabın ne olduğu tam olarak belli değil, dediğin gibi proteğin kaynağı da çok iyi bir açıklama gibi görünmüyor, madem sevdin fasulye olsun o zaman :)
      Metal çubuklarla nörolojik sorunlar arasındaki ilişki çok ütopik bir durum zaten, bunun gerçek olduğunu pek sanmıyorum :) Parietal lobun da kaslarla ilgili bilgileri işlemede rolü varmış sanırım, o yüzden böyle diyorlar galiba, ama sen daha iyi bilirsin tabii. Yalnız, metalle tahta arasında bu kadar çok fark olması konusunu ben de düşündüm düşündüm ama pek anlamlı bulamadım :)

      • bunusevdim dedi ki:

        Tabii paryetal lob yazınca ilk etapta duyu meselesini düşündüm ama neden vazcaydığımı açıklayayım hemen. Bir inputtan bahsedeceksek eğer, bu ya çubuğun ağırlığı olmalı ya da el eklemlerinin pozisyonu olabilir. Eklem pozisyonu metal çubuk vs tahta çubuk farkı ne kadar olacak kı, olsa olsa çubuk vs çatalda fark edebilir. Ağırlık metalde tahtaya göre üstün ama o durumda da ha metal çubuk kullanmışsın ha çatal. Hatta çatal tahta çubuktan bile üstün oluyor. O nedenle kas kullanımı meselesi daha mantıklı gelmişti. Ama şimdi kas bilgileri falan deyince acaba daha ağır olunca kasa daha çok baskıyla boyunu daha çok uzatıp da falan desem ama o tarz şeyler daha refleks bazlı oluyor. Tabii mutlaka kas propriosepsiyonuyla ilgili bilgiler kortekse gidiyor da işte, o diğer meselelerin yanında daha ufak kalıyor. Yine de hiç aklıma yatmadı :)
        Amaaan, zaten 2 gram beynim kalmıştı fonksiyonel, şu an bu mesele yüzünden 1 gramı gitti hahah. Bu yazının daha büyük suçu var. Hepsi senin yüzünden :)
        Boşver zaten metal çubuk bulan mı var ki bunları dert edeyim, Koreliler düşünsün hahah.

      • 희망 dedi ki:

        Peki ya hem çubuğun ağırlığı hem de eklemlerin pozisyonu aynı anda etkili oluyorsa? Bu durumda ağırlık yönünden metal çubuk tahta çubuktan, eklemlerin pozisyonu yönünden de metal çubuk çataldan üstün oluyor. Yani metal çubuk her ikisinden de üstün oluyor, bu durumda da parietal loba daha fazla bilgi gitmiş oluyor. Esasında ben de o kadar çok bir fark olacağını düşünmüyorum zaten, ama işte delinin biri kuyuya taşı atmış bir kere, çıkaracağız diye uğraşıp duracağız artık :)
        Bütün suç yine benim oldu yani :) Asıl hepsi senin suçun, tembellik edip de beyninin fonksiyonelliğini 2 grama indir diyen mi oldu sana? :)
        Ayrıca da benim metal çubuğum var hahha, ama pek kullanmıyorum :)

  2. hikaruivy dedi ki:

    canlı ahtapot olayına dair ben de şöyle bir şey duymuştum: ahtapotu canlı canlı yemenin riski büyük olduğundan (malum… ahtapotun vantuzlarıyla boğazınıza yapışıp inmek bilmemesi… böylece nefessiz kalıp ölme tehlikesi…) bu olay Korelierde bir cesaret göstergesi sayılıyormuş. ne derece doğrudur bilemiyorum tabii..

    “aja aja fighting”deki fighting’i ise hwaiting diye telaffuz etmelerinin sebebi korece’de f olmamasıymış diyollar.. bunu zaten kdramalardan hepimiz biliyorduk, mesela coffee de oluyor sana kopi :)

    • 희망 dedi ki:

      Evet, canlı ahtapot yeme konusundaki cesaret gösterisi meselesini ben de duymuştum galiba, gerçi şimdilerde oldukça yaygınmış canlı yeme işi. Bir de Japonların fugu balığı meselesi var, eğer yanlış dilimlenirse anında zehirleyip öldürüyor, o yüzden profesyoneller dışında fugu balığı pişirmek yasak, onu yemek de ayrı bir cesaret istiyor :)
      Korecede f harfi yok doğru, ama onun yerine genelde sert p (ㅍ) kullanılıyor, ama burda ses daha uyumlu olduğundan sanırım hoa (화) hecesiyle söylüyorlar.

  3. makinosev dedi ki:

    nasıl ettim başardım bilmiyorum ama fighting’in boks gibi ring etrafında geçen bir dövüşten türediğini tahmin ediyordum ama dediğim gibi nasıl tahmin etmişim ben de bilmiyorum :) belki aynı anda da ellerini yumruk yapmalarındandır, o da belki :)
    ahtapot olayını bizdeki mantar olayına benzetiyorum, tamam ahtapot 1000 kat daha tehlikeli ama ne zaman mantar görsem bu beni zehirler mi diye düşünmeden de edemiyorum, galiba içinde yaşadığın kültür insanı herşeye alıştırabiliyor. Köpek eti olayı da öyle… galiba hikaruivynin yazılarından birinde okumuştum, korede yazları çok sıcak ve aşırı nemli geçiyormuş, köpek etide insana sıcağa karşı dayanıklık veriyormuş.. bu ne kadar doğrudur bilemem tabi, çay da harareti alır derle ama sucuk gb olursun sıcak havada içince…
    tofu; “hapisteki yaşam, haşlanmış fasulye yemekle özdeşleştirilebilir, tofu fasulyenin iç kısmından yapılır ve bu kısım bir kez dışarı çıktı mı bir daha geri dönmez, dolayısıyla tofu yemek de hapishaneye geri dönmeme isteğini sembolize eder. Bu da aşırı sembolik bir yaklaşım gibi geliyor bana.” halk mitolojisi denilen şey bu galiba, tofunun aslında neden hapishane çıkışında yenildiği bilgisi unutulsa da halk o kültürel alışkanlığını devam ettirmek için üzerine başka mitler yaratarak yoluna devam ediyor… hem bu açıklama çok hoş geldi bana, kim uydurmuşsa güzel uydurmuş :)
    eline sağlık çok keyifli bir yazı olmuş yine :)

    • 희망 dedi ki:

      Mantar olayı tabi biraz daha farklı bence, şehirde büyüyen birisi için tüm mantarlar zehirli olma potansiyeline sahiptir :) Ama köye gidip de mantar toplama işinin gelenekselleşmiş halini görürsen aslında korkacak pek bir şey olmadığını anlarsın, çünkü o mantarları toplayanlar dağdaki mantarları en ince ayrıntısına kadar bilir :) Fakat ahtapotun her zaman öldürme riski var, kurtulmanın tek yolu olabildiğince fazla (hem de çok fazla) çiğnemek.
      Tofu konusundaki sembolik açıklama kulağa hoş geliyor gerçekten de, ama gerçeğin o olup olmadığı belli değil :)

  4. bunusevdim dedi ki:

    İkisinin birlikte etki edeceği ihtimaline aslında ağırlığın etkisine pek inanmadığım için düşünmedim :) Yani ne bileyim çok primitif bir yaklaşım olabilir benimkisi ama daha ağır taşıyanın beyni daha gelişmiş olsaydı ağır yük taşıyanlar, hamalların falan paryetal lobu ışıl ışıl olması lazım :) Yalnış düşünüyor olabilirim tabii. Ama daha fazla kas kullanımı mantığa daha yatkın tabii. Yine de bu işler bazen mantığa ilk etapta uymayan şekilde de işleyebilir. İlk fırsatta bir bilene soracağım
    Tamam sen de metal çubuk olacağını söylemesen de bilebilirdik, niye hava attın şimdi ühüüüü :)
    Ayrıca nasıl tembellik ediyorum nasıl nasıl? Gençliğimi heba ettim resmen hahahah. Zavallı beynimin 2 gram kalmasının nedeni artık kısa devre yapmasından, bir de yaz sıcaklarında bir kısmı da eridi tabii. Öyle yani :)

    • 희망 dedi ki:

      Bilemiyorum, belki metalle tahta arasında sinirsel iletimler açısından bir fark da olabilir, eklemlerin çeşitliliği de buna ekleniyor olabilir. Evet, taş hâlâ kuyuda, yakın zamanda çıkacağa da benzemiyor :)
      Belli belli hiç tembellik etmiyorsun, beni konuşturma şimdi :) Bahane de hazır, yok kısa devre, yok yaz sıcakları, tabi tabi :)
      Ayrıca metal çubuklarımın sapında ayılı yapraklı desenleri bile var, yaaa :)

  5. bunusevdim dedi ki:

    Bu arada söylemezsem çatlarım, internette kısa bir çubuk araştırması yaptım da şimdi :) Bazı manyak doğulular o çubukları burunlarından sokmak suretiyle intihar etmeye çalışıyorlarmış.
    Bir de sık çubuk kullanımının elde osteoartriti yani kireçlenmeyi artırdığı gösterilmiş hahah
    Beyni stimüle edip demansı önlemesiyle ilgili ise sadece internet sayfalarında haber şeklinde rastladım. Araştırmalarım devam edecek desem de inanma çünkü, işim gücüm mü yok bunu araştırayım hahahah

    • 희망 dedi ki:

      O manyak arkadaşlar intihar edecek yöntem sıkıntısı çekmişler anlaşılan :) Kireçlenme konusu ilginç yalnız, aynı araştırmanın çatalla olanına da bakmak lazım. Hem araştırma yap ne var, tembellikten iyidir :)
      Ayrıca da kıskanmıyorsun evet, tabi, bilmem mi? :)

      • bunusevdim dedi ki:

        Ne bileyim, osteoartirit olması için eklemin zamanla hareket ede ede dejenere olması gerek neticede, çatala bakmaya gerek var mı ki? Adamlar kontrol grubu olarak çubuk kullanmayan ele bakmışlar. Amaaan çubuk onların meselesi, alsınlar burunlarından sokup beyinlerini karıştırsınlar o çubuklarla :)
        Not: Bir daha hıh

      • 희망 dedi ki:

        Yani çubuk kullanan ve kullanmayanla, çatal kullanan ve kullanmayan el arasındaki fark aynı olur heralde, çatal kullanırken de el hareket ediyor sayılır, belki çubukta daha fazladır gerçi. Bu durumda çatal kullananların başka bir intihar yöntemi bulması gerekecek, burundan sığmaz neticede :)
        Not: Asıl benden hıh, üstelik aynı desenli kaşığım da var :)

  6. bunusevdim dedi ki:

    Çatalda el içi eklemleri pek hareket ettirmiyoruz ama, benim demek istediğim oydu, yoksa bilekten bir manevra var tabii ki. Bilekte osteoartrit mi bakalım :) Bence çatalla çubuk farkı aynı olmaz, ama öyle bir makale de yok, baktım da.
    Neeey, aynı desenli kaşık mı, yani ayılı yapraklı desenli kaşık mı :)
    Not: Üçüncü hıh, daha da zorlama beni rica ediciim :)

    • 희망 dedi ki:

      Bence de çubukta daha fazla hareket var. Bu durumda çatal daha mı iyi demek oluyor yani, ama çubuk daha eğlenceli :)
      Bahsettiklerim kaşık-çubuk takımı, dört tane var. Saplarında desenleri var, kawaii tarzda bir ayıcık yapraktan yatak yapmış, üstünü de örtmüş, öyle yeşil renkli bir desen :)
      Şimdi de hıh de bakalım :)

  7. bunusevdim dedi ki:

    Tabi canım, ben 30 sene sonra osteoartrit olacağım bilsem de yine de çubuk kullanırdım. Eğlence had safhada :)
    Hııı….

    • 희망 dedi ki:

      yaa nasılmış, böyle dilin tutulur işte, hahah

      • bunusevdim dedi ki:

        Aşkolsun abi, yine paparayı yedim ve dönüyorum bak. Ahtapotların, çubukların ve tofularınla mutluluklar :) Hıh
        Ha bir de Misa’yı izlesene. (Evet niyetimi çok belli ettim böyle dimi hahahha)
        Bir de çubukları çok kawaii olduğu için kullanamıyorsun değil mi, itiraf et!

      • 희망 dedi ki:

        Alışkınsın sen böyle durumlara bişey olmaz, bu hıh hiç inandırıcı gelmedi bana :)
        Misa’yı mı izleyeyim, ağlamazsam kızma ama, sana boşuna 눈물씨 demiyoruz heralde.
        Yoo çubukları kawaii de olsa kullanırım ama tahtaları da vardı önce onları kullanayım dedim :)

  8. bunusevdim dedi ki:

    Düşene bir de sen vur, nasılsa alışkınım :)
    Yok yoook, bu sefer dizime güveniyorum. Misa’da ağlamayan insan olamaz zaten. Gerçi bu kadar da büyük konuşmayayım, senin için her şey mümkün :) Ağlanmayacak filmde ağlamak, ağlanacaklarda ağlamamak mesela.
    Vee bunusevdim son nefesini verir, he benim de tahtalarım var tamam mı, ama desenli değil, ama çizerim üstüne bir ayıcık resmi hahahah

    • 희망 dedi ki:

      E kendin kaşındın benim suçum yok :)
      Bak yine üstümde baskı oluşturuyorsun ağlayacaksın diye, sonra kasıyorum ters tepiyor, bizim 눈물씨 kesin burda ağlamıştır diye aklıma gelip duruyor ondan sonra.
      Sen çiz tahtaların üstüne çiz, ama metalin ve orijinalin yerini tutamaz hahha (çok ağlarsan belki insafa gelip bi tane bağışlamayı düşünebilirim :) )

      • bunusevdim dedi ki:

        Hiii hayatta olmaz, sonra kırk yıl çok ağladın o yüzden verdim dersin :)
        Ayrıca kim kimin üstünde baskı oluşturuyor acaba?
        Asıl sen kaşınıyorsun 목요일씨, hele sen bir izle, neler neler söyleyeceğim, şu an tutuyorum kendimi :) Misa son nokta yani, o kadarını söyleyeyim. Al bakalım baskını

      • 희망 dedi ki:

        Neyse hadi tamam ağlama, istersen veririm bir tanesini, nasılsa dört tane var bende :)
        Yine yedik psikolojik baskıyı, ama öyle çabuk izleyemem, yavaş yavaş izlerim, muhtemelen ağlarım heralde, böyle iddialı olduğuna göre, ağlamazsam insan kategorisinden çıkmış olacağım sanırım :)
        O zaman tutmazsın artık içindekileri, bol bol dinleriz. Senle bu iddiaya girme işinden korkmaya başladım ben :)

  9. bunusevdim dedi ki:

    Yok yok bu sefer iddia falan yok, paşa gönlün bilir yani, ister izle ister izleme, ister ağla ister ağlama, ister metal çubuk kullan ister tahta çubuk, ister canlı ahtapot ye ister ölü. İster çubuk kullan osteoartrit ol, ister kullanma Alzheimer ol. Biraz abarttım mı ne hahahah. Ama hepsi senin yüzünden :)
    Yav bu kadar geyik yaptık millet kavga ediyoruz sanacak hahahah. Şaka bir yana sen gönlünü ferah tut ve akışına bırak. Yalnız baştan söyleyeyim 3-7. bölümler arası biraz bayabilir, sorun etme yani.

    • 희망 dedi ki:

      Tamam izleyeceğim ama biraz uzun sürer, malum vakit meselesi. Artık durumu sana bildiririm, bak bunu söylerken bile baskı hissettim :)
      Hadi git yat, bu kadar kavga yeter hahha
      Bütün bu işler hep senin başının altından çıkıyor, sonra da hepsi benim yüzümden oluyor, oh ne güzel :)

      • bunusevdim dedi ki:

        Her şeye bir itiraz ediyorsun sonunda. Vazgeçtim izleme 목요일씨. Üzerinden baskı kurmayan birileri söylediğinde izlersin, cık cık
        Ayrıca ben gidip yatarsam son sözü yine sen söylemiş olacaksın, ki kabul edilemez hahahah
        Bir kere bu işler nasıl benim başımın altından çıkabilir, şu an senin blogunda senin yazının altındayız. Kaynak belli yani

      • 희망 dedi ki:

        Senden habersiz izleyip ona göre durumu bildireceğim. Ayrıca son sözü tabii ki ben söyleyeceğim, başka ne olabilir ki hahha
        Tabii ki bütün bunların sorumlusu da sensin, çünkü hepsi senin suçun :)

  10. bunusevdim dedi ki:

    Vallahi cevap yazmayacaktım ama söylediğin şeyler karşısında tutamıyorum kendimi.
    Benden habersiz mi izleyeceksin? Hahahah, nasıl olacak o? İki gün boyunca durmadan izleyip bitirsen belki, ama onu da sen yapmazsın. Bu durumda kesin haberim olur. Hiç olmadı perşembe yazından anlarım izleyip izlemediğini :) Tamam bu yorumlar burada bittiii. Geçmiş olsun, kestik. Finito. The End.

    • 희망 dedi ki:

      Habersiz dediysek tümden habersiz demedik, en azından hangi bölümde olduğumu söylemem :) Neyse tamam yorumlar bitti, son sözü de söyledim, oh rahatladım :)

      • hayaldefteri dedi ki:

        aja aja fighting ve metal çubuk kullanımına şaşırmadım. zaten metal dururken neden tahta kullanırlar ben de anlamam. hem tek kullanımlık hem de o kadar ağaç masrafı yani. ama o ahtapotu canlı canlı yemek de neyin nesi oluyor yahu :D hadi sınırlarımı zorlayarak canlı yemelerini normal karşılayım desem bi de o vantuzların ağıza yapışıp yenmek istememesini bile bile mi insanlar ahtapot yiyor. bunlar çıldırmış olmalı yok yok canlarına susamışlar ben ce :D resmen hayvan orda can çekişecek yenmemek için insanlar da bundan zevk alacak yani püf :D

      • 희망 dedi ki:

        Tabi Doğu Asya’da denizden çıkan canlılar arasında pek ayrım yapılmıyor, canlı veya ölü olmaları da pek sorun olmuyor :) Denemeden bilemeyiz, belki de dedikleri kadar iyidir, bir de alışkanlıklar söz konusu olduğunda insanlar genelde düşünsel ya da vicdani arka planları pek düşünmezler. Vantuzların yapışması, riski de beraberinde getiriyor tabi, yani ortada adrenalin de var :)

  11. larvaipek dedi ki:

    açıkçası ben koptum ben ahtapot olayına :D :D değil mi o kadarcığına da katlansınlar :D

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s