Ankara Film Festivali 2011

Bu seneki Ankara Film Festivali 17-27 Mart tarihleri arasında düzenlenecek. Aslında bu tür film festivali türü şeyler çok ilgimi çekmezdi eskiden beri. Bu festivalle de ilk kez Kore olayının içine girdikten sonra tesadüfen karşılaşmıştım. Dünyanın değişik yerlerinden kaliteli filmleri kısa bir süre içerisinde izleme fırsatı sunuyordu. İlk karşılaştığım 2008 yılında programda hemen bir Kore filmi aramış, bir tane bulup izlemiş ve yanında bir de İran filmi denemiştim. Daha sonraları sinemada kaliteli Asya filmleri izlemenin belki de tek yolunun bu festivaller olduğunu farkettim. O yüzden her yıl programın açıklanmasını ve içinden sevebileceğim filmleri seçmeyi sabırsızlıkla beklemeye başladım. Tabii bu yıllarda, bir miktar kendime göre uygun zaman seçme özgürlüğüm vardı ve hemen hemen istediğim tüm filmlere gidebiliyordum. Fakat şimdi durumlar değişti ve bırakın zaman bulmayı artık Ankara’da bile değilim. Yine de bu festivalin yeri benim için ayrıdır. Bu nedenle bu haftasonu kaçıp sadece iki günlüğüne programdan iyi birşeyler izlemeye çalışacağım.

Bu tür festivallerin kapsamında yer alan filmlerin daha popüler filmlere göre en önemli farklılığı konuları açısından çok değişik özellikler gösterebiliyor olmaları. Bu nedenle izlemeden önce beğenmeyeceğinizi düşündüğünüz bir filmi beğenmeniz ya da beğeneceğinizi düşündüğünüz bir filmi beğenmemeniz oldukça olası olabiliyor. Konularının bazen çok uç noktalarda gezinebiliyor olması nedeniyle de geniş kitlelere çok hitap etmeyebiliyor. Fakat bu özellikler aynı zamanda, bu festivalleri her sene takip eden müdavimlerin var olmasına da yol açıyor. Ben her sene gittiğimde mutlaka daha önceden gördüğüm tanıdık yüzlerle karşılaşırım. Aslında İstanbul Film Festivali Ankara’ya göre daha popüler ve ses getiren bir organizasyondur. Ancak değişik sinemalara dağılmış halde yapılır ve takip etmek biraz zordur. Ankara Film Festivali ise bu seneye kadar genelde tek bir sinemada yapılırdı ve bu da daha toplu bir şekilde festival havasının yaşanabilmesine olanak sağlardı. Bu sene ise iki sinemada yapılıyor ama yine de bu durum, özelliğini korumasına engel değil.

Festivalin bu seneki programında iki tane Kore filmi bulunuyor ama aslında bir tane sayılır, çünkü ikincisini pratikte izlemek çok olası gibi görünmüyor, sadece bir seans ve gece 12’den sonra, o saatte sinemada olmak gibi bir düşünceye şahsen ben sahip değilim. Bir tane Japon filmi ve bir de Japon animasyonu var.

Madeo – Ana

Bu, geçen yılın önemli Kore filmlerinden biriydi. Festival sayesinde sinemada görme olanağı bulunuyor. Bong Joon-ho’nun yönettiği filmde cinayet zanlısı konumuna düşen oğlunun suçsuzluğunu kanıtlamak isteyen bir annenin öyküsü ele alınıyor. Böyle anlatınca çok bir şey anlaşılmıyor ama ancak izledikten sonra filmin gerçek güzelliği ortaya çıkıyor.

Akmareul Boattda – Şeytanı Gördüm

Zevk için öldüren tehlikeli bir psikopatın hikâyesini anlatan bu film, gece 12 seansında olduğu için biraz dar bir kitleye hitap ediyor. Katilimiz polis şefinin kızını gözüne kestirince, nişanlısı olan gizli ajanla katil arasında bir mücadele başlıyor. Filmin yönetmeni Kim Ji-woon ve filmde Oldboy’dan bilinen Choi Min-shik de rol alıyor. İşkence sahneleri içeren bir intikam filmi.

Festivaldeki Japon filmi ise Takeshi Kitano’nun yönettiği Autoreiji – Öfke. Kitano’nun çok sevdiği yakuza hikâyelerinden biri. Japonya’nın yeraltı dünyasındaki yakuza gruplarının acımasız güç savaşını anlatıyor. Bir de Japon animasyonu var ama ondan aşağıda bahsedeceğim.

Tabii festivalde sadece Asya’dan değil dünyanın birçok yerinden güzel filmler de var. Ben, 19 ve 20 Mart tarihlerindeki programdan izlemeyi düşündüğüm beş tane film seçtim.

Tulpan

Kazakistan bozkırlarında geçen bir hikâye. Askerden dönen Asa, çoban olabilmek için evlenmek zorundadır. Bunun için tek şansı da gizemli komşusu Tulpan’dır. Asa’nın bozkırda gerçekleşmesi olanaksız bir yaşamın düşüyle geçirdiği günler, güzel manzaralar, ince bir mizah duygusu, yok olmakta olan bir yaşam biçimi.

Doğaya Karşı İnsan 3 – Into Eternity – Sonsuzluğa

Nükleer santrallerde üretilen radyoaktif atıklar, saklanmak üzere yer altı depolarına konulmaktadır. Finlandiya’daki bir kaya sisteminin içinde, bu atıkların 100,000 yıl boyunca zararsız olarak saklanması planlanan bir yer altı deposu yapılmaktadır. Depo tamamlandığında bir daha hiç açılmayacaktır. Peki gelecek nesiller, bizim bu depoları ne amaçla yaptığımızın farkında olacaklar mı? Yeraltında ve gelecekte geçen bir yolculuk.

Tek Başına 2 – Letters from the Desert (Eulogy to Slowness) – Çölden Mektuplar (Yavaşlığa Övgü)

Çöldeki uzak köylerde yaşayan insanlara mektuplar götüren bir adamın hikâyesi. Fakat bu adam kötü haberler veren mektupları yırtıp atar ve hiç yerlerine ulaştırmaz. Bu çöldeki tek iletişim aracı, kâğıt, kalem ve mürekkeptir. Zaman yavaş ilerler ve insanlar beklemeyi bilirler. Ancak bir gün, bu yaşam biçimini değiştirmek için köyde farklı şeyler olmaya başlar.

Poll – Baltık Günlükleri

Birinci Dünya Savaşı öncesi Baltık kıyıları. Almanlar, Ruslar ve Estonyalılar tarafından paylaşılmış bir bölge. Ailesinin Baltık kıyısındaki evine doğru yola çıkan genç bir kız. Burada onu karşılayacak olan, tuhaf bir bilim adamı olan babası ve Alman aristokrat ailesinin diğer üyeleri. Fakat, Estonyalı bir anarşist, farklı bir sürecin başlamasına neden olacak.

Papurika – Paprika

Bir Japon animasyonu. Bilim adamları, insanların düşlerini izlemeyi sağlayan bir makine icat ederler, fakat onu korumayı başaramazlar ve çalınır. Bunun sonucunda düş ile gerçek arasındaki sınır kalkar ve dünyaya kaos hakim olur. Dedektif Paprika, makineyi bulmak için yola çıkar. Kafa karıştırıcı bir animasyon örneği.

Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Ankara Film Festivali 2011 için 2 cevap

  1. mavi dedi ki:

    şu festival olayına bir ben giremiyorum sanırım. Filmler o kadar itici görünüyor ki gözüme. Sanki sıkıntıdan patlayacakmışım gibi. Değildir eminim ama işte birisi ayarlayacak götürecek. Yoksa ben o sitede film bile seçemem. O kadar karmaşık hazırlanmış ki.

    • 희망 dedi ki:

      Evet festival sitelerinden film seçmek için bayağı uğraşmak gerekiyor ve seçilen filmin iyi olup olmadığının da garantisi yok. Mesela ben bazılarını izlerken sıkıntıdan patladım :) En çok Tulpan ve Papurika’yı beğendim, Madeo da iyiydi.
      Birisi ayarlayıp götürse bile yine de beğenmeme olasılığın var ama. Ben de gitmeye ikna edecek birilerini bulamadığım için genelde tek gidiyorum (arkadaşlarımla zevklerimiz pek uyuşmaz :) ).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s