Eski Çin Kayıtlarında Bir Süpernova

Çin’in uygarlık tarihi oldukça eskilere dayanır ve günümüze kadar kesintisiz bir biçimde devam edebilen neredeyse tek kültürel oluşumdur. Bundan binlerce yıl öncesinde, Çin’deki üniversitelerde imparatorlar tarafından dersler verildiği ve bunları dinleyen kalabalık kitlelerin var olduğu yazılı kayıtlardan bilinmektedir. Çin’deki gökyüzü gözlemleri de çok eski ve köklü bir tarihe sahip, öyle ki insanlık tarihinin ilk Güneş Tutulması kaydı MÖ 2136 yılına ait Çin kaynaklarında yer alıyor. Sürekli olarak yapılan gökyüzü gözlemleri sayesinde, ortaya çıkan değişiklikler tespit ediliyor ve kaydediliyordu. İşte bu kayıtlardan bir tanesinin günümüzde yapılan gözlemlerle bir bağlantısının olduğu yapılan araştırmalar sonucu tesadüfen ortaya çıktı.

Çin kayıtlarında, gökyüzünde daha önce yıldız bulunmayan bir bölgede birdenbire ortaya çıkan yıldızlarla ilgili gözlemler vardır ve bunlara ‘misafir yıldızlar’ adını vermişlerdir. Bu misafir yıldızlar kısa bir süreliğine son derece parlak bir biçimde gözleniyorlar ve daha sonra yavaş yavaş sönükleşip görünmez oluyorlardı. Çin kayıtlarına göre 4 Temmuz 1054 gününde cennetin kapısı (Tien-Kwan) adını verdikleri yıldızın hemen yanında (ki bu yıldız günümüzde Zeta Tauri olarak bilinir) çok parlak bir misafir yıldız ortaya çıkmıştı. Kayıtlarda şöyle yazıyor;

‘Chih-ho döneminin birinci yılının beşinci ayındaki chi-chou gününde bir misafir yıldız ortaya çıktı… Bir yıldan fazla bir süre sonunda yavaş yavaş görünmez oldu.’

Kayıtlara göre bu yıldız 23 gün boyunca gündüzleri dahi gökyüzünde görülebilmişti. Daha sonra yavaşça sönükleşmiş ve yaklaşık iki yıl sonra 1056 yılının baharında tamamen ortadan kaybolmuştu. Peki bu gözlem, günümüzden bakıldığında nasıl yorumlanabilir?

Çinli astronomlar farkında değillerdi ama gözledikleri şey aslında bir süpernovaydı, yani çok büyük kütleli bir yıldızın kütlesinin büyük kısmını şok dalgalarıyla birlikte dışarıya püskürttüğü bir yıldız patlaması. Bunlar öylesine büyük ölçekli patlamalardır ki bir yılda açığa çıkardıkları enerji, Güneş’in 10 milyar yıllık tüm ömrü boyunca yaydığı toplam enerjiden fazla olabilir (şu anda Güneş ömrünün yarısında, yani 5 milyar yaşında). Periyodik cetvelde demirden daha ağır çekirdekli olan elementlerin tümü bu patlamalar sırasında ortaya çıkar ve evrende bu elementleri ortaya çıkartabilecek başka bir mekanizma yoktur. Yani Dünyadaki ve bizim vücudumuzdaki bu tip elementlerin tamamı süpernova patlamalarında oluşmuştur. Yayılan şok dalgaları yeni yıldızların oluşumlarını tetikleyerek etraflarındaki gezegenlerin bu elementlerce zengin bir yapıda olmasına neden olurlar. Bu patlamalar evrensel zaman ölçeklerine göre olağan durumlar olsalar da insani zaman ölçeklerine göre nadir gerçekleşen olaylardır. İnsanlığın yazılı tarihi boyunca galaksimizde yaklaşık 10 civarı süpernova gözlemi yapılmıştır. Bunların sonuncusu da 24 Şubat 1987’de gerçekleşmişti. Evet ama o tarihi kaydın bir süpernova olduğunu nereden biliyoruz?

Günümüzde, gökyüzünde Çinli astronomların tarihi kayıtlarda bahsettikleri yerde, ancak teleskoplarla görülebilen bir gökcismi olan Yengeç Bulutsusu (Crab Nebula) bulunur.
20. yüzyılın başlarında yapılan gözlemlerde, bu bulutsunun dış katmanlarının çok yavaş bir biçimde dışa doğru genişlediği anlaşıldı. Dolayısıyla bunun bir yıldız oluşum bölgesi değil, yıldız patlaması artığı olduğu ortaya çıktı. Yani bir süpernova patlaması sonucu dışa doğru yayılan yıldız katmanlarına karşılık geliyordu. Bu katmanların genişleme hızı ölçülerek ne kadar zaman önce hepsinin bir arada toplu halde bulunmuş olacağı hesaplandı ve ortaya çıkan tarih 1054 yılıydı. Böylece, Yengeç Bulutsusunun aslında Çin kayıtlarında 1054 yılında gözlenmiş olan misafir yıldızın kalıntıları olduğu ortaya çıktı.

Aynı dönemlerde günümüz Arizona ve New Mexico’suna karşılık gelen bölgelerde yaşamış olan Amerikan yerli halkı Anasazilerin de daha arkaik bir biçimde de olsa aynı yıldızla ilgili benzer bir gözlem yapmış oldukları biliniyor. Ancak bu yıldızın gözlendiğiyle ilgili olarak Avrupa kayıtlarında herhangi bir iz bulunmuyor.

Reklamlar
Bu yazı Kategorisiz içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

9 Responses to Eski Çin Kayıtlarında Bir Süpernova

  1. akustikhuzunler dedi ki:

    Senin yazılarını okurken sık sık şöyle düşünüyorum ; bu nasıl bir bilgi birikimidir ? Yorum yazmaya çekinecek kadar cahil hissediyorum kendimi :)) Bilgilendir beni hyung diye atlayasım geliyor :D Ve bir de işte böyle saçmalayasım da geliyor :)

    Bunu okuyunca karadeliklerle ilgili sunum yaptığım lise günlerim gözümde canlandı. Evrende farkına varamadığımız neler oluyor, biz hala küçük minicik dünyamızda yaşıyoruz. Dünyayı baştan keşfetmek, yaşamı tüm hücrelerime kadar hissederek yaşamak istiyorum! Bunun gerçek olabilmesi için ne yapabilirim şimdilik bilmiyorum ama çok geç olmadan öğrenmek ve tüm öğrendiklerimi heyecanla etrafımdakilerle paylaşmak istiyorum.. Bu yüzden sıkça sana gıpta ediyorum çünkü hayata bakışın benimkinden çok daha geniş ve farklıymış gibi hissediyorum.

    • 희망 dedi ki:

      Aman yok, mahcup ediyorsun beni :)
      Minicik dünyamızda yaşamaktan başka çaremiz yok zaten, ama evrende olup bitenleri öğrenebilmemiz mümkün tabii. Bunu yapmanın tek yolu da merak etmekten geçiyor, gerisi de kendiliğinden geliyor :) Aslına bakarsan bu kadar küçük olmamıza rağmen evrenin tamamı hakkında oldukça fazla (olduğunu sandığımız) bilgiye sahip olabilmemiz de oldukça garip bir durum.

  2. akustikhuzunler dedi ki:

    bence sanıyoruz, bence evrenin hala keşfedilmeye bekleyen binlerce yanı var. benim için insanları keşfetmek de evreni keşfetmişim gibi heyecan veriyor, yeni tanıştığım birisinin ruhunun acılarını ,hüzünlerini , umutlarını , kırgınlıklarını , heyecanlarını , yanlış yönlerini her şekliyle görmek ve anlamak istiyorum. ruhuna dokunmak istiyorum. evet evet kesinlikle en güzel ifade edebileceğim şey bu hem evrenin hemde insanların ruhuna dokunmak istiyorum, tarihi sanki şimdi yaşanıyormuşcasına gözler önüne sermek, hissetmek ve oradan büyük acılarla, emeklerle yoğrulup gelen tatları tatmak istiyorum. minicik dünyamda kısılıp kalmak istemiyorum ..

    • 희망 dedi ki:

      Tabii ki daha önce bilmediğin bir şeyi keşfetmek, onun hakkında daha fazla şeyler öğrenmek insanı heyecanlandırır. Daha geniş bir açıdan bakmasını sağlar. Ama bazen daha fazla şeyler bilmek iyi olmayabilir de, çünkü bu sefer de o küçük dünyada yalnızlaşmana neden olabilir. Bu konuda kafam karışık, üniversitenin ilk yıllarında herşey hakkında çok fazla şey öğrenmek isterdim, şimdi ise bunun iyi olduğundan o kadar emin değilim :)

  3. diaboloviolette dedi ki:

    ölmeden ben de şahit olmak istediğim olaylardan biridir bu :) astronomi ile ilgili biri olarak bahsedildiğini görmek okumak hoşuma gitti. elinize sağlık..

    • 희망 dedi ki:

      Evrenin bu şiddetli güzelliği, insan ömrü ölçülerine göre oldukça nadir kendini gösteriyor, ama ne zaman olacağı belli olmaz tabi. Yalnız, çok yakınımızda olursa, gözlemleyemeden yok olmuş oluruz o da var :)
      Ayrıca, ‘astronomi ile ilgili biri olarak’ kalıbını kullanan birisinin buraya yorum yapması beni oldukça şaşırttı (ki astronomi benim eski tutkumdur). Çünkü, gökyüzüne ilgi duyan insanların sayısının gittikçe azalacağını düşünüyorum, çocuklar artık gökyüzünden habersiz olarak büyüyor :( Stanislaw Lem’in ‘Yıldızlardan Dönüş’ü gerçek olacak galiba.

  4. diaboloviolette dedi ki:

    Antares ve Betelgeuse için ihtimal veriyorlar malumunuz ama tarih ne zaman olur bilemem :) Yani bir afete maruz kalacaksam son göreceğim şeylerden biri de bu olsun en azından ne diyeyim.. :) Çinliler, Amerikalılar görmüş, ben de istiyorum :)
    Ben astronomiyi oldum olası sevdim, severim hâlâ da dürbünümle, teleskobumla, çeşitli gözlem etkinlikleriyle amatör olarak ilgimi sürdürürüm..
    ‘Çocuklar artık gökyüzünden habersiz olarak büyüyor’ cümlenizi okuyunca daha birkaç gün önce “Çocuklarımız yıldız nedir bilemeyecek” dediğim Galilei Uyduları (http://diaboloviolette.wordpress.com/2011/08/30/galilei-uydulari/) yazım geliverdi aklıma.. Şiddetle katılıyorum düşüncenize. Memnun oldum

    • 희망 dedi ki:

      Antares ve Betelgeuse yeterli kütlede kırmızı süperdevler olduklarından eninde sonunda süpernova patlamasıyla dağılacaklar. Bize en yakın patlama olasılığı olan yıldızlar bunlar, ama yine de insan ömrü evrenin istatistiksel süreçlerine göre çok kısa kalıyor. En son 1987’de bir süpernova gözlenmiş olduğu da düşünüldüğünde ben pek ihtimal vermyorum doğrusu, ama umarım yanılırım :)
      İnsanın astronomiye ilgi duyabilmesi için bir kez tamamen karanlıkta (Ay da yokken) gökyüzünü görmesi gerekiyor, fakat günümüzde bir çok insan için bu pek mümkün değil. Galilei uyduları yazını okudum, güzel bir yazıydı, Güneş sistemini şimdiki haliyle anlamamızda da önemli yere sahip bu uydular.
      Bu arada ben de memnun oldum :)

  5. diaboloviolette dedi ki:

    Bunlar bilgim dahilinde de amaç şahit olmayı ümit etmek işte.. Neyse bakalım..
    Geçtiğimiz bir zamanda bir arkadaşım elinde zaman makinen olsa nereye giderdin diye sormuştu da “valla tek bir tercih yapamam ama ışığın olmayıp gökyüzünü rahatça görebileceğim, seyredebileceğim bir zamanı ziyaret etsem şahane olurdu” demiştim.
    Galilei Uyduları yazısı hızlı ve bir anlık bir yazıydı ama olsun, belki birinin elinde dürbün vardır da o an bakabilir diye düşündüm. Şu çalışma tempomda bilgisayar başında olmak bile büyük bir lüks benim için.. Neyse, haydi hoşçakalın, görüşmek üzere..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s